Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2021 Perşembe

Japon Liselerinde zorunlu Koşu dersi

Japonlar eğitime çok önem veren bir millet.
Her dersi disiplin ve sıkı kurallarla yürütürler ama bir şey var ki bu da her zaman bana hep çok şaşırtır.
Biz türkler için boş ders olan beden eğitimi nedense japon öğretmenleri için diğer derslerden üstün gelir.
Öyle mevsimine göre bie beden eğitimi değil, bildiğiniz sıkı yönetimle idare edilen bir eğitim bu.

Ne yazı, ne kışı, ne karı'ı ne soğuğu onemsiz! 365 günü illaki o ders yapılacak. Yapmazsan karnende ciddi bir düşük not giriliyor. Bu beden eğitimi dersinin en önemli dalı olan koşma. O koşma dersinde nice çocuklar bayılıp düşüp kalıyor ama yine de o çocuk o koşuyu bitirecek!

İnanması güç gelebilir ama doğru bu..
İki çocuk okuttum bu ülkede. Ana okulundan, lise son'a kadar 20 yıldır okul içindeyim.

Bugün 7 Ocak 2021 benim kız okuldan geldi. Gelmesiyle okulda olanları anlatması bir oldu. Daha üzerini değiştirmeden kankasının başına gelenleri anlatmaya başladı. Bugün hava öyle bir soğuk ki anlatılacak gibi değil. 1 derece ama hissedilen -4 derece.

Yine günlük klasik koşul dersi varmış. Ve koşarken öyle hep birlikte grupça değil de sırayla tek tek koşuluyormuş. Koşusu biten sınıfa dönüyormuş. Bahçeden geçen bir öğrenci bahçede yerde baygın bir kız bulmuş hemen öğretmenlerine haber vermiş. El birliğiyle alıp okulun hemşiresine götürmüştüler. Bir süre sonra kız sallana sallana geri dönmüş.

Sıla, bu soğukta ince okul eşofman şortu, üzerimizde de yine okula ait tişört var. Ne uzun eşofman ne de eşofmanın ceketini giymemize izin vermiyorlar. Uzun eşofman koşmamızı engelliyormuş. Uzun kolluda yasak. Donuyoruz ama mecbursun o incecik ve tek tişört ve şortla koşuyoruz diyor.

Eğer o derse o an bir işin oldu ve katılmadıysan ertesi gün okuldan eve dönmeden geç saatte olsa koşmak zorundaymışsın.Olmadı o dönem o dersi her hangi bir gün kesinlikle yapmak zorundaymışsın. Koşu dersi 3-4 öğretmen gelip sınıfları yoklama yapıyormuş. Kim var kim yok yoklama alıyormuş öğretmenler. Koşu bittikten sonra da sırasıyla bitirenleri yine bitirdi diye not alınıyormuş. O günkü koşuya katılmayan öğrenciler ertesi gün 2 tur koşuyor. Eğer 3-4 gün kodlamadıysa koşamadığı gün sayısı kadar tur atıyor.

Anlatacağınız Japonya'da -20 derecede de olsa ince tişört ve şort ile o spor yapılması zorunlu. Oğlum erkek olduğu için pek bie korkum yoktu ama Sıla kız çocuğu olduğu için bu duyduklarım hiç hoşuma gitmedi. Kızlar erkeklere göre daha narin bir vücuda sahip. Umarım bir maraz çıkartmaz bu dersler kıza..

İnstagramda daha fazla aktifim👇

Günlük vlog videoları çektiğim YouTube kanalım👇

11 Mart 2020 Çarşamba

Japonya'da zorlu Lise yerleştirme sistemi

Bugün 11 Mart 2020. Japonya genelinde Lise yerleştirme sınavı vardı.
Bizim kız'da bu yıl bu yerleştirme sınavına katıldı.
Son 6 Aydır okulda lise seçme toplantılarına gidip geldik.
Her ay en az 3 toplantı yapıldı.
İlk önce çocuğun planları sorulup öğrenildi. Gelecekte ne olmak istediği vs.
Eğer çocuk bir meslek seçecekse, sınıf öğretmeni ona meslek lisesi önerileri yapıyor.
Çocuğun becerisine ve hayallerine göre sürekli konuşuluyor.

Meslek liseleri, özel kollejler ve düz liselerden kataloklar okullara dağıtılıp o kataloglar 1 ay okulun bir odasında sergileniyor.
Kataloglarda her okulun özellikleri, gelecek planı yapan çocuklar için vaadler ve okulda görülen dersler anlatılıyor.
Yazılı ve resimli olarak en az 20 sayfalık kitapçıklar.

Çocuklarda  bu sergideki okul kataloglarından bir özel kollej, diğeri de devlet okulu olmak üzere 3 tane seçmek zorunda.
Öğretmen en az 50 kere ısrarla bu okulu mu seçtin diye psikolojik baskı ile çocuğu ikilemde tutuyor.
Psikolojik baskı derken, o çocuğun Ortaokulu ortalamasına ve çocuğun kişiliğini göz önüne alarak bu okul sana göre uygun veya değil tartışmaya açıyor.


Çocuk ilk toplantıda 1 özel kollej, 3 devlet okulu seçiyor.
Ama bu 3 seçenek son toplantıda 1'e düşürmek şartıyla.
Anlayacağınız 3 devlet okulundan birini iyice düşünüp seçmek için zaman ve fırsat vermek içindi.

Japonya'da okullarda sınıf öğretmeni iki tanedir.
Her iki öğretmenle veli ve öğrenci bu okullar hakkında 15 günde bir toplantı yapılıyor.

Öğretmen bir tane özel kollej seçmek zorunluluğu veriyor.
Çünkü herkes ücretsiz devlet okuluna gitmek istediği için açıkta kalan çok oluyor. O nedenle garantiye almak için ısrarla özel kollej sınavına da sokuyor çocuğu.

Kataloglardan okullar seçildi, formlar dolduruldu sıra bu seçilen okulları görmeye geldi.
Her okul bu sınavdan önce bir seminer düzenliyor.
O yıl, o okulu seçecek yeni öğrencileri ağırlıyor.
Dersleri canlı canlı izlettiriyor, sınıflar geziliyor, yemek hanesi, havuzu, spor salonu, en sonunda da toplantı salonuna geçiliyor.

Toplantı salonunda büyük ekranlardan okulun geçmişinden başlayarak, çocuklara ve çocuğuyla birlikte gelen velilere vaadler devam ediyor:
İşte biz şöyle okuluz, böyle okuluz, bizim disiplin sistemimiz budur, kız ve erkek üniformalarımız böyledir, kış tatilinde şu kayak merkezine götürüyoruz, yaz tatilinde şu tatil köyüne gidiyoruz vs.
Öğretmenler tek tek kendilerini tanıttıktan sonra seminer biterken geniş açıklamalı kataloglarını ellerinize tutuşturuyorlar:)

Özel kollej de, seçilen 3 devlet okullarıda sınava 2 ay kalaya kadar bu tanıtım seminerini düzenliyor ve bitiriyor.
Geriye sadece eğer o veli ve çocuk o okulu seçerse sınav gününü beklemek kalıyor.
Çocuk veya gidebildiyse veli bu 3 devletten sadece birini seçmek zorunda.
Bu üçü'de olsun deme lüksünüz yok malesef.
İkinci seçenek sadece özel kollej lisesi oluyor.
O da en uygunu yıllık 800 bin yen (40 bin tl) den başlıyor.

Ailenin durumu ve gücü varsa direk çocuğu riske sokmamak için özel kolleji seçiyor.
Yedek olarak devlet okulunu yazıyor.
Biz de öğretmenin zorula bir özel kollej, bir tane de devlet lisesini seçtik.
Kolleji seçerken de benim gücüm yetmez her yıl 40 bin tl vermeye dedim.
O zamanda önüme devlet kredi formaları koydular.
Devlet yıllık 300-600 bin yen arası yardım parası veriyormuş.
Babasının hayrına mı? Yoooo!! O küçücük çocuğu banka kredi borcuna sokarak veriyor!!

Ben: Nasıl  yani dedim?
Öğretmen: siz bu formu doldurursanız devlet yıllık 300 bin yen ile 600 bin yen arası kredi veriyor. Dedim ödeyemem ben o kredi borcunu.
Ha! Siz degil çocuğa veriyor dedi?
Ne!??
Devlet krediyi öğrenciye veriyor. Öğrenip hayatı bitip, iş hayatına başladığında maaşından düşülecek.
Kaç sene? 10 seneyi bulurmuş.. Dedim küçücük çocuğa bu yükü sırtına yükleyemem. Orta okul çocuğu dünyanın borcuna girecek:(

Neyse. Bir şekilde o formu doldurtmadım. Halletmeye çalışacam tamam merak etmeyin dedim.
Bir hafta sonra o özel kollej sınavına girdi kız. Girdi girmesine de malesef kollej sınavını kazandı:)
Bugün de devlet lise sınavına girdi. Asıl duamız devlet lisesini kazanmak.

Japon devlet liselerinde sayı limiti vardır. Her okulun sayı limiti farklıdır.
Bir yer bu yıl sadece 100 öğrenci alabiliriz. Başka yer 200 çocuk alabiliriz diyor.

Eğer seçtiği okulun verdiği sayı içine girip garantiye aldıysa tamam. Ama puanı düşükse ve o 100 kişinin puanının en altında yani 101. Kişiyse o okulu kazanamıyor.
Çocuk bu durumda açıkta kalıyor.

Kazanamazsa iki seçenek kalıyor çocuğa.
1. Seçenek gece lisesi. 17:00 - 21:30 arası 3 yıl boyunca gitmesi gerek.
2. Seçenekte okul hayatı bitecek.

Japonya lise sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bizimle paylaşırmışsınız??

27 Temmuz 2019 Cumartesi

Japonca'nın ilginçliği

Bir dili şekillendiren en önemli etkenlerden biri kültür ve sosyal değerlerdir diye düşünüyorum.
Biz Türkler olarak duygu ve düşüncelerimizi bildiğimiz tüm kelimeleri kullanarak kendimizi ifade etmeyi tercih ederken. Japonlar bunu daha çok ses tonlarına yansıtarak yapıyorlar.

Bir dil öğrenmek istediğimizde ilk olarak merak ettiğimiz şey genelde ya sevgi sözcükleri yada küfürler oluyor nedense J
İşte tamda bu noktada Japonca bizi hayal kırıklığına uğratıyor çünkü biz Türkçedeki gibi bir sürü kelime  istiyoruz.
Oysa Japonlar bu konuyu birkaç sevgi sözcüğü ve salak –aptal gibi kelimelerle çoktan kapatmışlar.

Bizler gibi yaratıcı orijinal kelimere sahip değiller.

Japonca öğrenmeye başladığım ilk zamanlarda aklıma takılan şeyler oluyordu  örneğin Türkçedeki “ Kusura bakma ” Japonca'da ne demekti yada bir yerden geçmek için yol isterken  “ Geçebilir miyim? ” nasıl söylenirdi yada “ Evet sana katılıyorum, ayy çok şaşırdım vs.. ”  bunlar aklıma geliyordu ve bu cümleleleri nasıl kuracağımı bilemiyordum.

Bu sebeple  Japonca öğrenmek gözümde gittikçe büyüyordu.

Sonra şöyle basit bir yol buldum...
Japonca yada herhangi bir dil öğrenirken ilk dikkat edilmesi gereken konu Türkçe gibi düşünmemek hatta Türk  gibi düşünmemek gerektiğiydi.
Önce Japonya'yı bilmeli ve Japonları anlamaya çalışmalıydı bence.
Bunu yapmaya başladığımda işleri biraz olsun kolaylaşmıştı.
Önce Jaonları gözlemleyerek öğrendiğim birkaç basit kelime ve mimikleri kullanmaya başladım ve bizzat bunları tecrübe ettim.




Mesela bir dükkana girmek istediğimde önümde bir adam vardı ve beni farketmediği için adama sumimasen demek yerine jaa dedim ve adam hemen yol verdi.
Bu çok hoşuma gitmişti “ Vay bee! ” demiştim.
Japonca'yı henüz yeni yeni öğrendiğim ve kelimeleri unuttuğum zamanlarda çok işime yaradı.

Mesela bir şeye şaşırdığımda Türkçe'de ki gibi bir çok şaşırma kelimesini yan yana getirmeme gerek kalmadan aynı hissi veren “ HEEE! ” ünlemini kullanmam yeterliydi J

 Bunun gibi “ Sou sou “  yada karşı tarafın konuşması bittiğinde “ ….desu ne ” diyerek kendimi hem kurtarıyor hemde karşı taraftan ne güzel Japoncam olduğuna dair iltifat bile alıyordum .
Japonca'da uzun bir cümle kurmak yerine bir kelime ile kendimizi ifade etmek mümkün.

Mesela yanınızdaki arkadaşınız yolun karşısına geçerek artık kendi istikametine devam edecek diyelim.
Arkadaşınızın şu cümleyi kurmasına gerek yoktur “ Buradan artık ayrılıyorum / Ben artık karşıya geçiyorum ” gibi bir cümleye ihtiyaç duymadan “ Jaa wataru ” demesi gayet anlaşılır olacaktır. ( Wataru- 渡る :Karşıya geçmek ) Peki arkadaşımız bir şey söylemedi  ben sormak istiyorum “ Artık gidecekmisin / karşıya geçiyor musun? ” diye.

Yine aynı şekilde wataru kelimesini kullanmam yeterli burada bir fark ile oda ses tonuma soru işareti ekleyerek J
Bu gerçekten şahit olduğum gerçek bir örnektir
Yada dikkat etmeniz gereken bir tehlike var.

Türkçe'de ki gibi  “ Aman dikkat et , geçme , dur , sakın yapma , dokunma , dikkat et sıcak  yanarsın ” vs gibi kelimeler yerine her türlü tehlike arz eden durumda tek başına “ Abunai - 危ない “ kelimesini kullanmamız  yeterli olacaktır.

Yine sevgi sözcükleri yada nefret , kızgınlık içeren ifadeler içinde aynı yöntemi uygulamak mümkün.
Örneğin; canım cicim tatlım vs gibi kelimelerle kendimizi sevdiğimize ifade etmek istiyorsak.

Hemen tatlı bir ses tonu takınıp onun isminin önüne –kun , -chan gibi ekler eklediğimizde işlem tamamdır diyebilirim. Hatta eşinize karıcığım canım sevgilim gibi bir şey ifade etmek istediğinizde sevgi dolu bir ses ile " Anata " derseniz size güzel bir gülümseme yada benzer bir şekilde cevap verecektir ;)

Şimdi gelelim kızgınlığımızı nasıl ifade edeceğimize.

Yöntem aynı şekilde kızgın , sert bir ses tonuyla bir kelime söylersin ki ondaki anlam Türkçedeki en ağır hakarete bile denk gelebilir.
Burada iş sizin yeteneğinize kalıyor yani hislerinizi ses tonunuza ne kadar yansıta biliyorsunuz.
Bunun için de iyi bir gözlemci olmak önemli çünkü sadece animeleri izleyererek bunu başaramayız.
Hatta bir Japon'la konuşurken izlediğimiz animeler'den esinlenerek mimik ses tonu yada anime kelimesi kullandığımızda bunu karşımızdaki Japon hemen anlar ve bu çok anime izlemiş galiba diye de düşünme ihtimali yüksektir.
Buna da dikkat etmek gerekir ;)

Yazar : Cemaynur Şahin

22 Şubat 2019 Cuma

Neden japonca öğreniyorum?

Biliyorsunuz ki Çince ve Japoncayı öğrenmeye karar vermek bile cesaret ister.
Daha önce muhtelif seviyelerde imkanlar elverdiği ölçüde en iyiden başlarsak üniversite'de ingilizce tedrisat gördük.

Almanca Tömer 14 kur diploma, Rusça Amerikan kültür toplam 4 kurun tamamı, fransızca 14 ay, İspanyolca 9 ay, Imam Hatip lisesinde Arapça, Bilkent Üniversitesinde Tarih master Bölümü'nde Osmanlıca, Flemenkçe öğrendim.

Bu demek oluyor ki ne Çinceye ne Japoncaya 45 yaşıma kadar cesaret edemedim.
Ta ki artık gidecek kurs öğrenecek dil kalmadı ancak sıra geldi.
Bunu örnek olarak verdim genelde Türkiye'de önceliğimiz ingilizcedir.
Sonra fransızca ve Almanca Arapça Rusça dilleri gelir..

Ancak Çin ile ticaret yapanlar çocuklarını eğitim için Çin'e gönderirler.
Japoncayı Öğrenmeye karar verişim her dili öğrenmemin bir hikayesi olduğu gibi elbetteki Bridgestone bayisi olduğumuz Sabancı Holdingin bizi Japonya'ya götürüp gezdirmesi sonucudur.

Tokyo'daki elektronik pazarını bilirsiniz .
Babamla ikimiz özgür takıldığımız için orada alışverişe daldık.
Normal dükkanları geçip pazara gittik.
O zaman kendimle başbaşa kaldım.
Ingilizce yeterli gelmedi. Ve Japonca öğrenmeye karar verdim.

Japonca hangi Kitapları nasıl çalıştığımı birkaç hafta öncesi video çekip yayınlamıştım.
Learnihongo ve Nusret Sancaklı'nın Kitaplarını çalışıyorum.
Learnihongo alfabeyi çok güzel öğretiyor.
Küçük çocukların bile kolayca öğrenebileceği bir sistem uygulanmış.

ilk kitap Hiragana Katakana ve ilk 100 kanjiyi örneklerle öğretiyor.
Dünya Hafıza şampiyonu Melik Safi Duyar'ın öğrenme tekniğini ile bağdaşıyor.
Harfleri ve sembolleri fotoğrafik hafıza teknikleri ile görsel kalıcı hafızaya atmak sureti ile unutma durumu söz konusu olmuyor.

Ikinci kitapta temel gramer bilgilerini veriyor yine örneklerle.
Hem Hiragana hem Katakana hem de Kanjilerle anlatılıyor.
Üçüncü kitapta ise ilk 1000 kelime örneklerle anlatılıyor.
Yazarak çalışmak çok önemli Kalıcı olması için.

Şebnem Nuran

21 Şubat 2019 Perşembe

Japonca dünyanın en zor dili mi?

Çok akıllı Olduğum söylenemez bunu iddia da etmiyorum .
Eminimki facebook arkadaşlarımın arasında benden zeki olanlar çoğunluktadır.
Karakter olarak kendisi ile savaşıp mücadele veren bir insanım.
Bunları nasıl ifade ederim bilmiyorum aslında facebook paylaşımlarımdan anlaşılabilir iki konuda misal vermek istiyorum.

Birincisi şuanki nefsimle mücadelem.
Bir hafta olduki ciddi manada Detox konusunda mücadele veriyorum 33 gün sonra sonucu mükemmel olacak biliyorum fakat şuan bu hiçde kolay olmuyor .
Ikinci mücadelemi Çince çalışırken vermiştim.
Öyle zor oldu ki gece demeyip gündüz demeyip anlamadan bilmeden parmaklarım sızlayıp morarana kadar yazıyordum. Sonuçta bir gün baktım ki Çinceyi yazıyorum konuşuyorum okuyorum anlıyorum.


ilk başta çok zorlandım. Şimdi Japonca ile cebelleşiyorum.
Gecen dönemlerde beş ay kadar Japonca kursuna devam ettim.
Sonrası da peşini bırakmadım.
Çince karakterleri öğrenince anlam olarak aynı olunca cesaret geldi ve japonca'da da seviyemi ilerletmeye karar verdim.
Seviye ilerledikçe gücüm takatim kalmadı.
Çinceden çok daha zorlandığımı farkettim.
Gece gündüz demeden yazmaya başladım .
Bazı anlar gercekten umutsuzluğa kapılıp Canımdan bezdiğim de oluyor!
Fakat biliyorum ki yazarken yazarken bir sabah uyandığımda japonca konuşuyor olacağım .

Bunun akılla zeka ile alakası yok bence.
Çalıştığım matematik fizik kimya gibi veya güzel sanatkar gibi spor gibi Allah vergisi bir kabiliyet ve zeka gerektirmiyor .
En aptal Çinli bile Çinceyi süper konuşup yazıyor !
Bu sadece sabır sebat gayret ve konsantrasyon gerektiriyor.

Önümüzdeki dört hafta benim için önemli planlı programlı yaşayan biri olarak japoncada ve Detoxda istediğim hedefe ulaşmam gerekir kendi prensiplerimi kendim çiğnediğim zaman kendime saygım kalmıyor! Belki gençlere örnek olur diye feyse de yazıyorum.
Kimse beni süper zeka filan zannetmesin.
Basbayağı İNEKLİYORUZ

Şebnem Nuran

18 Şubat 2019 Pazartesi

Japonlar'dan feyz almamız gereken kendine has 10 özelliği

Japonları genellikle akıl almaz yenilikçi zekaları, güçlü sağlıkları ve kibarlıkları ile tanıyoruz.
Bu ülkenin dünyanın geri kalanından farklı olmasının bir nedeni de eğitim sistemleri.
Kendilerine özgü eğitim sistemlerine gelin birlikte bakalım...

1. Önce ahlak ve terbiye sonra bilgi.
Japon okullarında, öğrenciler 4. sınıfa (10 yaş) gelene kadar hiçbir sınava tabi tutulmuyorlar.
Sadece küçük küçük testler yapılıyor. İlk 3 yılın amacı öğrencilerin bilgisini ya da öğrenme yeteneklerini test etmek değil, iyi ahlaklı olmalarını sağlamak ve karakterlerini geliştirmek. Öğrenciler, başkalarına saygılı olmayı, hayvanlara karşı kibar olmayı ve doğayı öğreniyorlar. Bunların dışında cömertlik, merhamet ve empati duygusu da öğretiliyor.


2. Eğitim yılları her sene 1 Nisan'da başlıyor.
Dünyanın her yerinde okullar Eylül ya da Ekim ayında açılırken Japonya'da Nisan'da başlıyor. Okulun ilk günü onlar için aynı zamanda kiraz çiçeklerinin açtığı gün anlamına geliyor.
Akademik yılları 3 dönemden oluşuyor: 1 Nisan - 20 Temmuz, 1 Eylül - 26 Aralık, 7 Ocak - 25 Mart. Japon öğrencilerin yaz mevsiminde 6 hafta, kış ve baharda ise 2 hafta tatilleri oluyor.

3. Birçok Japon okulunda temizlik görevlisi çalışmıyor.
Öğrenciler kendi okullarını kendileri temizliyorlar.
Japonya'da öğrenciler sınıfları, kantinleri ve hatta tuvaletleri bile kendileri temizlemek zorundalar. Her yıl öğrenciler küçük gruplara bölünüyor ve iş bölümü yapıyorlar. Japon eğitim sistemine göre bu hem öğrencilere temiz olmayı, hem grup olarak çalışmayı hem de birbirlerine destek olmayı öğretiyor.

4. Japonya'daki okullarda yenen yemekler herkes için aynı oluyor ve sınıflarda yeniyor.
Çünkü öğrencilerin sağlıklı ve dengeli beslenmelerini istiyorlar.
Devletteki ilkokul ve liselerde yemekler bir uzman tarafından hazırlanıyor.
Bütün öğrenciler, yemeklerini kendi sınıflarında öğretmenleri ile birlikte yiyor.

5. Okul sonrası yapılan atölye çalışmaları Japonya'da oldukça popüler.
Daha iyi bir gelecek için Japonya'daki öğrenciler genelde hazırlık okullarına ya da okul sonrası atölye çalışmalarına katılıyorlar. Bu sınıflar genelde akşamları oluyor.

6. Geleneksel derslerin dışında, Japon öğrenciler kaligrafi ve şiir sanatı öğreniyorlar.
Japon kaligrafisi, bir diğer adı ile Shodo, bambudan yapılmış bir fırçayı mürekkebe batırdıktan sonra pirinç kağıda yazılıyor. Japonlar için Shodo, resim yapmak kadar önemli bir sanat.
Diğer bir taraftan, Haiku adı verilen şiir sanatı da duygu ve düşüncelerini yazıya dökerek yansıtmak konusunda oldukça önemli.


7. Neredeyse bütün öğrenciler okul üniforması giymek zorunda.
Neredeyse bütün ilkokul ve liseler öğrencilerine forma giyme zorunluğu koyuyor.
Bazı okulların kendi kıyafetleri var ama bunun dışındaki okullar genelde kız ve erkek öğrenciler için aynı formaları hazırlıyorlar.
Bunun amacı aslında öğrenciler arasında sosyal anlamda hiçbir fark olmamasını sağlamak.

8. Japonya'da okula devam % 99.99 oranında.
Eminiz herkes hayatı boyunca birkaç kez ders ekmiştir.
Ama Japon öğrenciler, ne ders kaçırıyorlar ne de okula geç kalıyorlar.
Ve öğrencilerin %91'i öğretmenin ne anlattığını tamamen anlıyor.

9. Sadece tek bir sınav ile öğrencilerin geleceğine karar veriliyor.
Lisenin sonunda öğrenciler, geleceklerinin belirleneceği çok önemli bir sınava giriyorlar.
Öğrenci sınav puanına göre istediği üniversiteyi seçebiliyor, tabii ki üniversitelerin de kendi puan talepleri oluyor. Liseden sonra öğrencilerin %76'sı eğitim hayatına üniversite ile devam ediyor.

10. Japonlara göre üniversite yılları insan hayatının en güzel 'tatili'.
O zorlu sınavı geçtikten sonra, öğrenciler biraz ara verip üniversiteye başlıyorlar.
Ve orada geçen senelerinin hayatlarının en güzel tatili olduğunu düşünüyorlar.
Bitirdikten hemen sonra işe başladıkları için üniversite yıllarına 'tatil' diyorlar.

Sizin en beğendiğiniz özellik hangisi? Yorumlarda bizimle paylaşmayı unutmayın...

18 Mayıs 2018 Cuma

Filistinliler Topraklarını Satıyorlar!


Bizim ülkemizde meşhur ağızda çevrilen bir sakız gibi önyargı var.
Nedir o? Filistin denince, "bırak ya zaten bunlar topraklarını kendileri sattılar!
Kendi elleriyle sonlarını hazırladılar.
Osmanlı’yı sırtından bıçakladılar" gibisine bir takım yalan laflar dolanıp duruyor ortalıkta.

Çevremdeki insanlara bir soru yöneltim.
“Filistin diyince aklına ne geliyor?” bir çoğu aynı cevapları verdi..
Sanki bir ağızdan çıkarcasına, “Filistinliler bunları hak ediyor” dendi..
İçimi yakan, beynimi donduran bu soruya cevap aradım günlerce.

Girdim internete ne kadar yazı, makale, video varsa tek tek araştırdım.
Meğerse bu ortalıkta dönen, işgalci siyonistlerin o topraklar üzerinde hak iddia etmek için dünyaya yaydıkları en ahlaksız iftira olduğunu öğrendiğim..

Peki soruyorum sizlere?
Filistinliler topraklarını bu siyonistlere kendi elleriyle sattılarsa ve bu siyonistler büyük paralar ödedilerse, o paraları alıp başka bir ülkeye göç eden Filistinliler şimdiki hayatları lüks içinde, ferah içinde yaşamaları gerekmez mi?
Neden dünyanın her hangi bir ülkesine sürgün edilen Filistinliler hala mülteci kamplarında sefil, aç ve açıkta yaşıyorlar?
Bu dudak uçuklatacak paraları kumara mı harcadılar? Yoksa 3-5 ay yiyip şimdi kampa mahkûm mü oldular?

Filistinliler topraklarını satmadılar!
Bugün İsrail’in elde ettiği toprakların belki 1.000 de 1’i parayla satın alınmıştır.
Zaten o satanlarda işgalden önce Suriye ve Lübnan’dan Filistin’e göç etmiş Hristiyanlardı. Filistin halkı affetmedi, aralarına kabul etmedi ve bu topraklardan kaçmayı tercih ettiler.

Toprakların geri kalanları 1948-1967 savaşlarında Arap dünyasının, Filistinlileri adam yerine koymayan bir takım diktatör liderlerinin yediği haltlar neticesinde israillilerin ele geçirdiği topraklardır.

Tarihi yalanın, yalan olduğunu artık bilmeliyiz!
Bu insanlar, topraklarına hainlik etmedi..
O günün Ürdün’ü, o günün Mısır’ı, o günün Arabistan’ın başındaki diktatörler, İngiliz uşaklığı yaparak, Filistinlileri kullanmaya kalktılar.. Onlar adına konuştular, anlaşma yaptılar.

1.Abdullah, öleceği 1952 tarihine kadar o topraklarda Filistin kelimesinin kullanılmasını yasaklamıştı.
Filistinlilerin söz hakkı yoktu ki birbirlerine topraklarını peşkeş çeksin!
Onlar, bu topraklar için şehit düşen Muhammed Eminel Hüseyn’in, Musa el Hüseyn’in, Abdul Kadiral Huseyn’i torunlarıdır.
Eli sadece taş tutan torunları da dedeleri gibi vatanı için kan döküyorlar, şehit düşüyorlar.

Siyonist İsrail devleti, hâlâ Kudüs’ün çevresindeki en yakın dükkan sahiplerine, arazi sahiplerine dudak uçuklatacak fahiş paralar teklif ederek topraklarını ellerinden alma çabasındalar.

Bu aralar Kudüs’te Mescidi Aksa’ya sadece metrelerce yakında bulunan tarihi bir yapının içerisinde su ve meşrubat satarak geçinmeye çalışan bir Filistinli olan Abdurrahman İmad’a dükkanını devretmesi karşılığında tam tamına 24 milyon dolar teklif ediliyor.
İmad abimiz, göz yaşları içerisinde ben malımı onlara nasip ettirmem, bu vatan için kanımı dökmeye razıyım diyerek redediyor.

Ve biz de küçük boylarıyla ellerinde uzun namlulu silahlı askerlerin karşısına bir taş ile çıkıp direnen koca yürekli çocuklara, malımı bu yahudilere nasip ettirmem diyen babalara hain diyoruz..
video olarak izlemek isteyenler, altdaki videoyu izlesin.


30 Aralık 2017 Cumartesi

Japon devlet okullarında zorunlu havuz dersi

Japonya’da ister devlet okulu olsun, ister özel kolej olsun hepsinin sistemi, düzeni birdir.
Her iki sistemde de çocuklar eşit eğitim görür.
Devlet okullarında da kolejler gibi havuzu, spor salonları, bilgisayarlı eğitimi, yemek hanesi ve özel aşçıları vardır.
Türkiye’de sadece kolejlerde bulunan standartı devlet okulları veremiyor malesef.
Gücü mü yetmiyor? Yoksa kendi ceplerine girecek 3-5 kuruşu Türkiye’nin geleceği olan çocuklara harcamaya mı koyamıyorlar bilmiyorum.
Elin ülkesinde adamlar öyle bir sistem oturtmuşlar ki bu sistemi çökertme’nin imkanı yok!
Devlet okulları o kadar güzel bir düzen içinde dönüyor ki dersiniz burası 5 yıldızlı özel okul.

Ana okulundan başla liseye kadar her okulun kendine özel bir havuzu vardır.
Özellikle de meslek liselerinde olimpik havuzlara bile rastlayabilirsiniz.
Adamlar boşuna yıllardır tüm olimpiyatlarda 1. Olmuyorlar.
Ben kendimi bildim bileli her yıl dünya olimpik oyunlarında en az 2-3 tanesi altın madalya kazanıyor.


Çünkü bu ülkede sporcu, yüzücü taaa çekirdekten yetişiyor.
Çocukların kreşlerinden hatırlıyorum. Bebek daha 5 aylık havuzda yüzme eğitimi alıyor.
İlk okul çağına kadar yüzmeyi öğrenmek zorunda!
Çünkü ilkokulun havuzu derin ve uzundur. Ana okulun havuzuna benzemez:)
Çocuk 1. Sınıfında ilk yaz havuz eğitimini korkusuzca başarmalıdır.
Ben yüzme bilmiyorum diyen bir tek japon göremezsiniz!

Japon okullarında ana okulundan, lise sona kadar havuz eğitimi zorunlu eğitim olarak geçiyor.
Çocuğun çok büyük bir sorunu (sakatlık, özürlük,fobi) varsa veya alerjik durumu yoksa o havuz eğitiminden men edilemez..
Ben bu tür şeylere takık değilim ama bir kaç Türk aile kızlarını bu dersten men etmek için elinden gelenini yapıyor.
Erkek arkadaşlarının yanında mayo ile gezmelerini istemiyorlar.
Öğretmeni ve müdürleri ikna etmek de ayrı bir dert:)
Günlerini hatta haftalarını alırlar sizi ikna etmek için:)

Bu koca havuzların temizliği öğrencilere aittir.
Aynı tuvalet temizliği nasıl ki öğrencilere aitse havuz temizliği de öğrenciler yapıyor.
Başlarında spor hocalarıyla herkes eline bir fırça veya sünger alıp ter temiz yapıyorlar :)

27 Ekim 2017 Cuma

Kanjilerin karakterleri nasıl bulunmuş?

Japoncayı bilmeyenler, şöyle bir göz gezdirip o nasıl bir alfabe karma karışık diyenler, Kanjinin nasıl doğduğunu merak edenler.
Yalnız değilsiniz:)) bende sizlerden biriydim. Taa ki Japonca öğretmenimin bana görsel olarak her bir kanjinin doğuş şeklini gösterene kadar anlamamıştım.
Asırlardır diğer toplulukların kendi alfabelerin doğusu gibi kanjiler de şekle göre bulunmuş.
İşte her bir kanjinin doğuş şekilleri böyle oluşmuş.
Şimdi hangi kanji neye benzetilip yazılmış öğrenelim. Kalem kağıdı hazırlayın :)



Kapının şekli 門 mon 
Dağ şekli 山 yama
Nehir şekli 川 kawa 
Kuş şekli 鳥 tori 
İnsan şekli 人 hito 
Ay şekli 月 tsuki 
Toprak şekli 土 tsuchi
Ağaç şekli 木 ki
Yağmur şekli 雨 ame
Gün şekli 日 hi
Balık şekli 魚 sakana 
İp şekli 糸 ito
Pirinç tarlası şekli 田 ta
Kulak şekli 耳 mimi
Göz şekli 目 me 
El şekli 手 te 
Ağız şekli 口 kuchi
Çiçek şekli 花 hana
Araba şekli 車 kuruma
Ateş şekli 火 hi
Çoğu bana mantıklı geliyor ama bazıları cidden saçma buluyorum☺️örneğin insan vücudunda ağız dışında digerleri pek benzemiyor🤔
Bugünki dersimizden ilk kez öğrendiğiniz kanji nedir?☺️

Hadi bizimle paylaşın ☺️

19 Eylül 2017 Salı

Japonya'da gece kreşleri

Japonya'da kalabalık aile kültürü olmadığı için çocuklarını bırakabilecek anneanne, babaanne, hala, teyze yok.
Hastaysanız, çok acil bir işiniz çıkmışsa bir saatliğine emanet edebileceğiniz bir komşunuz bile olamaz.
Hele de akşam geç saatte işten gelen veya benim gibi gece okuluna gitmek isteyipde çocuk yüzünden gidemeyenler için 7/24 açık bulabileceğiniz, gündüz kreşin iki katı pahalı kreşler de var.
İllaki her gün bırakacak değilseniz, yukarıda saydığım bir kaç nedenle haftada bir gün 1-2 saatlik emanet edecek yer arıyorsanız bu tür kreşleri tavsiye ederim.
Bir kaç kez bende kullandım ve gündüz kreş hocaları kadar çok şefkatli insanlar tanıdım.
En son gittiğimde saati 2500 yen'di. Tahminen yine aynı fiyatlardadır.


Japonca Kreş'e "Youchien-幼稚園" Anaokuluna da "Hoikuen-保育園" denilir.
Youchien 4 yaş üstü çocukları kabul ediyor.
Sadece oyun değil eğitimde alıyor çocuklar.
Çocuklar, İlkokula başlamadan Hiragana ve Kataganayı bitiriyorlar.
İlkokula hazırlıklı başlatmak için anne çalışmıyorsa çocuğuna 4 yaşına kadar kendi bakıp son iki sene kalada kreşe veriyor.
Hoikuen de çocuğu sadece oyalıyorlar. Ders yok, öğrenim eğitimi yok.
O yüzden geceleri Youchien bulamazsınız:) sadece hoikuen olur.
Siz gelene kadar çocukları oyalarlar. Eğer bir kaç saatlik işiniz varsa ve çocuğunuzu emanet edecek yer arıyorsanız çevrenize 24 saat ( Nicu yo jikan) hoikuen var mı diye sorun.

16 Haziran 2017 Cuma

Japonya'da okul çocukların kullandığı alarm.

Maalesef Japonya'da da bizim ülkemizdeki gibi çocuk kaçırılmaları ve tacizleri çok oluyor.
Japon devleti her olayda yeni bir sistem, yenir bir kanun getirsede bir yerden birileri patlak veriyor.
Halk ve okullar bu işi devlete pek bırakmaya niyeti yok!
Çocuğunu kursa, okula gönderirken çocuk için gelişmiş telefonlar alıyor, alarmlar, düdükler takıyor.
Çocukları ta anaokulunda yetiştirmeye başlıyorlar.
Yabancılarla konuşulmaması gerektiğini, sessiz ve ıssız yerlere tek başına girmemelerini, tanımadığı kişiler yanlarına yaklaştığında neler yapılması gerektiğini öğretiyorlar.

Çocuk ilkokula başlayana kadar tek başına dışarı pek çıkmaz. Gitse gitse en fazla eve yakın markete veya evin dibindeki parka gider.
Çocuk ilkokula başlarken okulun alışveriş günü alacaklarının içinde devlet ve okulun ortak karşıladığı videoda göreceğiniz tehlike alarmları da bedava veriliyor.
İlkokul 1. ve 2. sınıfta kesinlikle yanında taşıması gereken bir parçası oluyor bu alarm.
Evde unuttuğu zaman öğretmen hatırlatıyor.

Çocuk ilk yılında sabah grupla gidiyor, ailesi çalışıyorsa geç çıkacaksa aileden biri almaya geliyor zaten.
Ama erken ve tek çıkacaksa bu alarm o çocuğa bir güven veriyor.
Tanımadığı biri yanına yanaşıp konuşmak isterse ve bunda ısrar ederse hemen alarmın pimini çekip bu sesi çıkarıyor.
Zaten okul yolu olduğu için çevredeki herkes bilinçli ve hemen dışarı çıkıp bakıyor.

Kulakları çınlatan bir sesi var :)
Sırf sizin için çocuklardan rica edip bu videoyu çekmek için pimi çektirdim:)
Çocukların elleriyle kulaklarını tıkamalarından ne kadar gürültücü olduğunu tahmin edin:)

Not: çocuklar tanıdık oldukları için benimle konuşup yardım ettiler:)
İnşallah çevreden birinin dikkatini çekip polisi aratmamışımdır :))

23 Nisan 2017 Pazar

Japonya'da kreş çocuklarını taşıma aracı.

Japon annelerinin %80'ni çalıştığı için mâlesef çocukları 6-7 aylıktan itibaren kreşe gidiyor.
Çünkü iş yerinden duruma göre doğuma son bir kaç ay kaladan itibaren izin aldığı için ancak o kadar bekleyebiliyor. Çocuk yaşını göremeden en az 20 senelik okul hayatına başlıyor:)
Japonya'da 0~3 yaş arası çocukları gezmeye, hayvanat bahçesine, müzelere ve parka götürürken resimdeki gibi dört tekerlekli el arabasına doldurup gezdiriyorlar:)
Kreşte en az 10 tane "0" yaş, 15 tane "1" yaş, 17 tane "2" yaş ve 20 tane de "3" yaş sınıfı var.
Genelde bu yaş grublarını aynı zamanda ve aynı yere geziye çıkarırlar.
Çünkü eğitime ve anlamayacakları müze gezilerine götürmezler.
Okul içinde en çabuk sıkılan yaş grubu olduğu için haftada en az 2 kez gezerler :))
Çocukları kaybetmeye, çalınmaya ve kazalara karşı korumak için el arabasız çıkmazlar.
Gerçekten süper fikir. Bizim ülkemizde henüz çocukları 0~ yaştan itibaren vermeler yeni yeni başladığı için henüz bu manzaralarla karşılaşmadığınızı tahmin ediyorum.


Peş peşe doğum yapmış anneler içinde süper fikir :))
Böyle 3-5 çocuk bir arada taşıyan bebek arabası olmayınca :)
Bu şirinelerle sokakta karşılaşınca durdurup mıncıklayasım geliyor valla :)
Japon beymişleri çok tatlı oluyor yaaa

9 Nisan 2017 Pazar

Japonya'da okul çocuklarını caddeden geçirmek.

Bu aralar okul açılma ayı olduğu için sık sık japonya'nın okul ve eğitim sistemini yazıyorum.
Takipçilerimin arasında türk öğretmen çok fazla var :)
Sürekli japonya'nın eğitimi hakkında yazı yazmamı rica ediyorlar.
Bende japonya'nın eğitiminin inciğini, cinciğini yazıyorum :))
Bilinmedik konu kalmayacak bu gidişle:) Ama öyle güzel bir sistem ki anlatmakla bitmiyor.
Türkiye ile kıyaslayınca dağlar kadar fark varmış aramızda diyesim geliyor.
İyiki de çocuklarımı japonya'da okutmuşum ;p
Geçen ki yazımda Japonya'da çocukların okula gidiş geliş sistemi ni anlatmıştım..
Linki tıklarlasın çocukların okula nasıl gittikleri hakkında ayrıntılı bilgi alırsınız.
Kısacası anne veya babaların çocukları okula götürüp getirmediklerinden bahsettim.
Bu yazımda da sadece ilkokullarda olan bir sistemden, ilk okul çocuklarının ebeveynlerin zorunlu olan bir görevden bahsetmek istiyorum.
Çocuğu okula götürmüyoruz ama 3 ayda bir mecburi olan bir görevi de yapmak zorundayız..

Çocuk kaçırma olayları japonya'da da çok fazla var maalesef.
Bu yüzden japonya'da güvenlik hat safhada.
Çocukları okul yolunda tek başına bırakmıyor belediye ve okul yönetimi.
Belediyenin güvenlik güçleri olan "PTA" araçlarıyla sabah 7 akşam 9 arası devriye ye çıkıyor.


Resimde gördüğünüz bayan, bu çocuklardan birinin velisidir.
Üzerine görevli forması giymiş, elinde sarı bayrakla çocukları caddede karşıdan karşıya güvenli bir şekilde geçirmek için bugün görevli. Biraz acemi birine benziyor:)
Bu göreve japonca'da "Toukouhan-登校班" deniliyor.
Okul yönetimi okulda kaç çocuk varsa her birinin velisini yıl boyunca takvime yazmıştır.
Her veli, okulun açık olduğu her gün için birer birer görev alır.
Aşağı yukarı bir okulda 500 çocuk vardır. Bir veliye sıra 3 ay'da bir geliyor.
Yani devir daim gibi birşey oluyor :) 3 ayda bir dönüp dolaşıp tekrar baştan başlıyor.
Okulun veya o yılın öğrenci sayısına göre 3 aydan az da olabiliyor, 3 aydan uzun da olabiliyor.

Bu bayrak görevine çıkmadan evvel okulun ilk toplantı günü hangi ışıklarda bekleyeceğiniz size bildirilmiştir.. Herkes kendi evinin en yakınında bulunan trafik ışıklarında görev yapar.
Yani benim mahalleme 5 mahalle ötedeki gelip, ben okulun diğer tarafına gitmiyorum.
1. Sınıftan, 6. Sınıfa kadar yıllarca aynı ışıklara çıkarız.
Çıkacağınız gün bir hafta öncesinden belirlenip çocukla bildirim kağıtı geldiği için anne veya baba hangisi o günün sabahı işe geç gidecekse o çıkıp çocukları geçirir.
Eşim ay'da yılda bir çıkardı:) aslında işe öğlene doğru giden bir insan ama yataktan kaldırıpta bayrağı eline vermek zor olduğu için ben çıkıyordum genelde :)
Çocuklar seviniyor baba çıktığı gün diyince gaz'a gelip çıkardı:)
Kızın ilkokulu da bittiği için bizim evde bu göreve son verildi çok şükür:)

Yukarıdaki verdiğim linkte de belirttiğim gibi çocuklar sabahları evden 07:50 gibi çıkar, toplanma yerinde 5 dakika daha bekler, grup tamamlandığında okul yolunda yürür.
Anne veya baba o sabah görevliyse, çocuktan evvel evden çıkmak zorundadır.
Çocuklar okul yoluna çıkmadan yolların ve caddelerin güvenliği kontrol edilmeli.
07:30 da çıkarız. Duracağımız nokta belli olduğu için direk yerimize geçeriz.
Etrafta bir olay varmı, inşaat, tehlikeli bir durum varmı diye kontrol edilir.
Yavaş yavaş sarı, lacivert veya beyaz kafalar görülür:)
Her okulun şapka rengi farklıdır. Bizim semtin okul şapkası sarıdır.
Semtin başındaki görevli veli, yavaş yavaş çocukları size doğru güvenle göndermiştir.
Çocuklar size yaklaşmışsa ve o an sarı ışık yanıp sönüyorsa bayrak havaya kalkar.
Bayrak havaya kalkmışsa çocuklar oldukları yerde durur çünkü bayrak havadaysa geçiş yasak demektir. Cadde tamamen boşaltılıp arabaların geçişleri sağlanır.
Yeşil ışık yandıktan sonra yolun ortasında dikelip, bayrağı yana doğru açarak çocuklara yol güvenli artık geçebilirsiniz diye işaret verilir.
Diğer elide arabalara kaldırarak dur işareti yapılır.
Çocuklar asla sizin izniniz dışında kımırdayamaz, kendi kararıyla karşıya geçemez.
Burada sizin her hangi bir hatanız çocukların hayatını etkiler.
O gün trafik polisi kadar yetkiniz var demektir.
Caddenin bir başında biri diğer başında başka bir veli dikelir.
Görevli veli caddenin karşı tarafında güvenle çocuğu gönderir, diğer görevli veli o çocukları karşılamaya gelerek caddeyi geçirtir.

Veliler sadece sokak arasındaki ışıklarda ve küçük caddelerdeki ışıklarda tek görev alır.
Büyük şehir içi otoban caddelerinde, dörtyol ağzında, daha işlek caddelerde belediyenin profesyonel eğitim almış güvenlik görevlileri de size eşlik eder.
Büyük ana yollarda, çocuk geçişleri kalabalık ve araba geçişleri çok fazla olduğu için profesyonel yardım alınması çocukların güvenliği için çok önemlidir.
Ayreten yine belediye'ye ait PTA denilen güvenlik kolları polis arabasına benzer arabalarla çocukların okula geçişlerinde etrafta devriye gezer.
Sabahları bu görevli araçların sayısı çok fazla olur. Ders başladıktan sonra 1 veya 2'ye düşer.
Bütün gün okul çevresini, okul yollarını, özellikle de okul dönüş saatlerinde dolaşır.

Yola çıkan ilk gruptan, semtin en sonundaki son grubun geçişine kadar beklemek zorundasınız. Aman benim çocuk geçti ben gidiyorum diyemezsiniz!
Son grubun geldiğini, semtin sonunda oturan en sondaki eve kadar gidip o çocukla birlikte gelen öğretmenden öğrenirsiniz.
O günkü görevli öğretmen tüm ışıklardaki velilere tek tek teşekkür edip son gruptu bugün zahmet edip geldiğiniz için çok teşekkür ederiz diyerek önünüzde eğilir ve artık dönebilirsiniz der. İşte o zaman o günkü görevinizin sonuna gelmiş olursunuz :)
Bayrak sizde kalır. Ertesi sabah çocuğunuzla okula geri gönderirsiniz.
Evde unutmayın sakın çünkü ertesi sabah diğer velilere lazım o bayrak.
Bazen çok nadirde olsa o öğretmen bayrakları toplaya toplaya okula döner.
Bir kaç ay sonra tekra göreve hazır olun :))

Japonya'da öğretmenlerin Ev ziyareti.

Japonya'da geçen haftadan itibaren okullar açıldı.İlk hafta fazla ders yapılmaz.
1. Sınıfların tanışma ve yeni arkadaşlarıyla kaynaşması için genelde dersler boş geçer.
Sınıf atlamış çocuklarda yeni atanan hocalarıyla kaynaşma çabası içindedirler.
2. Haftadan itibaren ders görmelere başlanır.
Öğretmen öğrencilerini, öğrencilerde öğretmenini tanımıştır artık.
Bundan sonra derslere odaklanılır.
Öğretmen aşağı yukarı kimin sorunu varsa çözmüş durumdadır.
Yani bir şeye alerjisi olan çocuk, içine kapanık çocuk, çok yaramaz çocuk kim bilir.
Zaten okul başvuru formlarında kısacası çocuğun genel bilgileri mevcuttur.
Önceki yazılarımdan biri olan Japonya'da okul alışverişi adlı yazımı okuyun.
Öğretmen, bu formlarda yazan çocuğun bilgileri ve gözlemleriyle hareket etmeye çalışır.
Yaklaşık 2 ay içinde öğretmen sorunlu olan çocukları çözmüş ve çocuğun okul bilgileri yazan "Öğrenci bilgileri" dosyasına tek tek not etmiştir.
Okulun ilk günlerinden, mezun olduğu güne kadar bu dosyaya işlenir bu bilgiler.
1. Sınıfta ne yaşanmışsa, 2.3.4.5.6. sınıfa kadar her bir bilgi yazılıdır.

Okulun başlangıcından 1-1,5 ay sonrası, yaklaşık nisanın sonu, mayısın başları gibi öğretmenin​ ev ziyaretleri başlar.
Türkçe ev ziyareti olarak geçen bu kelime japonca'da "Kateihoumon-家庭 訪問" diye geçer.
Bu tüm japonya genelindeki okullarda geçerli ve her yıl tekrarlanan bir sistemdir.
Çocuğunuzun sınıf öğretmeni tüm öğrencilerinin evlerini ziyaret etmek zorundadır.
Öğretmen bir bildirim hazırlayıp sınıfındaki tüm çocuklara verip ailelerine iletmesini ister.
Bu bildirimde ailelere sınıf öğretmeninin eve geleceği bilgisi vardır..

Çocuğun eve getirdiği kateihoumon bildirisinin en altında hangi gün, hangi saatler arasında müsait olduğunuzu belirtmeniz gereken bir bölüm vardır.
Pazartesi~cuma arası bir günü işaretlemeniz, o gün içindeki saati yazmanız istenir.
Yaklaşık 15 gün öncesiden gönderildiği için çalışıyorum, meşkulüm, kabul edemem gibi bir lüksünüz olamaz. Anne, baba veya her ikisi de hazır bulunmalıdır..
Öğretmenin gelmesi, sizinde kabul etmeniz zorunlu bir sistemdir bu..

Japonya'da yaşlı kesim, genç kesimden çok fazladır.
Çalışan insan çok olduğu için de çocuk yapma oranı çok düşük bir ülkedir japonya.
Bir çocuk yaparken en az 6 ay işinden uzak kalmak zorunda kalıyor anne.
Okullarda da çocuk sayısı çok düşüktür. Bir sınıfta 19~25 arası çocuk var.
27~30 gibi sayıya çıkan sınıflara öğretmende, velilerde çok şaşırıyor :)

Öğretmen sınıfındaki çocukların ev ziyaretini en fazla 1 hafta içinde bitirmek zorundadır.
Çok fazla uzatamıyor. Bildirimde belirlediği tarihten itibaren sınıfı küme küme haritaya göre bölmüştür. En yakın evden itibaren başlar ve günlük en fazla 3~5 ev gezer.
Haritaya ve çocuğun okul bilgilerindeki adres bilgisine göre yola çıkar.
Sabah 8 de ders başlar. Öğleden sonra 3 gibi ders biter ve çocuklar tek tek eve döner.
Öğretmende zil çalar çalmaz zamanı varsa üzerini değişir, eğer yoksa okul kıyafetiyle o günkü ziyaret etmesi gereken adreslere doğru hızla yola çıkar.
Bisikletiyle dolaşır evleri. Ne kadar çok ev ziyaret ederse o kadar çabuk biter kateihoumon.


Öğretmenin geleceği günü ve saati biliyorsunuz zaten.
O gün ev, diğer günlerden daha temiz ve düzenli olmalı. Üst başınız tertipli olmalı.
Çünkü sizin tavır ve ev ortamınıza göre okul idaresine ve belediye'ye gidecek bu bilgiler.
Aksi bir tavrınız, düzeniniz olduğu taktirde belediye işe el koyacak.
Yani gerekirse çocuğu himaye ve kontrol altına alma hakkı var.

Çalışıyorsanız o gün iş'ten kateihoumon var diye izin alıp evde hazır bekliyorsunuzdur.
İş verenler de bunun zorunlu bir sistem olduğunu bildiği için size izin vermek zorundadır.
Öğretmen gelecek diye zahmet edipte pasta, börek hazırlamanıza gerek yok :)
Çünkü öğretmenin onları yiyerek muhabbet edecek vakiti yok.
Kibarlık olsun diye siz yinede sehba veya masanın üzerine bisküvi, kurabiye, çay koyun :)
Yemez içmez ama hava o gün büyük ihtimal çok sıcak olacağından ve öğretmenin koşturmasından dolayı soğuk bir çay ona çok iyi gelecektir:)

Öğretmenin ev ziyaretinin sebebi nedir? Diye soracak olursanız aşağıda sıraladığım, hocanın size soracağı sorular ve yol boyunca, ziyaret süresince yapacağı gözlemlerdir.
Çocuğun durumu (okulda ve derslerinde yaşadığı herhangi sorun varmı?)
Arkadaşları ile ilişkisi (okulda arkadaş edinmede zorluk yaşıyormu?)
Dışlanma sorunu (Okulda arkadaşlarından herhangi bir dışlanma sorunu yaşıyormu?)
Öğretmeniyle ilişki durumu (Öğretmeni ile bir sorunu olup olmadığı?)
Derse ilgisi (Ev'de ödev yapıyormu? Öğretmen ders anlatırken anlamakta güçlük çekiyormu?)
Teneffüslerdeki hareketleri ( Teneffüslerde çocuğun her hangi bir sıkıntısı varmı?)
Bahçede oynaması ( Teneffüs veya boş derslerde bahçeye çıkmak isteyip istemediği?)
Sınıf içinde arkadaşlarıyla oynaması (sınıf içi arkadaşları ile diyaloğu)
Kütüphaneyi kullanıp kullanmaması (Kütüphaneden kitap alıp kullanıp kullanmadığı)
Çocuğun orturduğu mahallenin durumu ( çocuğun oturduğu çevreyi öğretmenin gözlemi)
Çocuğun yaşadığı evin durumu (kendine ait bir ortamı, odası varmı? Temiz ve kullanışlımı?)
Aile ilişkilerini gözetlemek (ziyaret boyunca anne/babanın kişiliği gözlemlenir)
Okul yolunun güvenli olup olmadığı (çocuğun evden okula gidiş gelişleri güvenli mi?)
Aynı şekilde üstte sıraladığım soruları sizde sınıf öğretmenine sorabilirsiniz.
Yani karşılıklı bir soru: cevaplı bir sohbet olacaktır.

Eğer ki çocuğunuzun bir yiyeceğe alerjisi, helal/haram gibi yiyecekle ilgili sorunları varsa zaten okul başvuru formunda kesinlikle ve kesinlikle yazma zorunluluğu size aittir.
Yazmadığınız, belirtmediğiniz herhangi bir sorunu okula ve öğretmene mâl edemezsiniz!
Yemek seçen bir çocuksa bunu okulda yapamaz. O sorun sadece ev içinde geçerlidir.
Hastalık veya​ inanç bakımından sorun varsa ve siz bunu belirtmişseniz fakat okul bu konuda herhangi bir yalnışlık yapmışsa okulu veya öğretmeni şikayet etme hakkınız vardır.

Bunların dışında sizin ekstra olarak sınıf öğretmenine sormak istediğiniz soru varsa sorun!
Çocuğunuz eğer ki içine kapanık bir çocuksa bunlardan hiç birini gelip size anlatmıyordur.
O yüzden merak ediyorsanız sormaya çekinmeyin.
Okulda çocuğunuz için endişe ettiğiniz herhangi birşey için tekrardan öğretmene rica edin.
Öğretmen gözden kaçırmış olabilir. Malum bir tek sizin çocuğunuz yok sınıfta:)
Çocuk ve okul dışında boş muhabbetle öğretmeni ısrarla tutmayın.
Öğretmen görevlidir ve sizden sonra başka bir öğrencinin evine gitmek zorundadır.
Diğer velilerin de belirlediği saat olduğundan sizden sonraki eve çabucak geçmelidir.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Japonların L harfiyle savaşı

Japoncayı öğrenenler bilir japonca'da L harfi yok.
Japonca'da L ile kullanılan kelime de yok :) nasıl ki bizim türkçemizde X harfi olmadığı için İngilizceden gelen kelimeye "KS" harflerini kullanıyoruz.
Japonlar'da kendi dillerine giren kelimeleri "Ra Ri Ru Re Ro" ile kullanıyorlar.
Örneğin "Nasılsın" Nasurusun, "Selam" Seramu, "Deli" Deri, "Selim" Serimu gibi kullanıyorlar..
Anaokulundan, üniversiteden mezun olana kadar bu dili öğreniyor.
Yabancı dil öğrenmeye çalışan japonlar ne yaparlarsa yapsınlar L harfini kullanamıyorlar.
İsteyerek mi derseniz yok! İstem dışı. Seçemiyor insanlar bu iki harfin arasındaki doğruyu.
15 yıldır Türkçe öğrettim japonlara. Yaklaşık 50 kişiye yakın özel ders verdim.
İlk yıllar L harfi bana takıntı yapmıştı. Sürekli düzeltmeye çalışıyordum.
Saatlerce dil dışarı L, dil içeri R dedim durdum!
Ama sonraları bunun imkansız birşey olduğunu anladım.
Geç oldu ama güç de oldu :) Yok japonlara L ile R yi doğru yerde kullanmasını öğretemedim!
Artık he hee oldu tamam! diyorum :) Kendi çocuklarımda dahil buna.
Öğretemiyorum ne yapayım?:))


Bu resim, kızımın geçmiş doğum gününden bir kare..
Sağolsun sınıf arkadaşları çerçeveletmiş hediye olarak getirmiş.
Benim kız da evde bulunan kendinden yapışkanlı harf etiketleriyle ismini yazmış
Evet evet bu benim kızın adı. Kızının adını Sıra mı koydunuz? diye merak ettiniz değilmi :)
Tabiki de kızıma sıra ismini takmadım:)
Takipçilerimin çoğu bilir benim kızın adı Sıla.
Ama gel görki bu kızda japonya'da doğdu büyüdü:))
1,5 yaşından itibaren okula gidiyor. Kreşe çok küçük yaşta başladı.
Kreşten itibaren harf öğrenmeye başlıyorlar. Yaklaşık ilk okula 2-3 sene kalaya yakın.

Benim çocukların japoncası, türkçeden daha iyi.
Türkçesi az ama öğretiyorum ve evde Türkçe konuşuyoruz.
Sohbetimiz çok komik oluyor :) Telaffuzları çok tatlı. Ben anlıyorum sadece :))
Türkiye tatillerinde akrabalar bana soruyordu ne dedi diye:)
Evde japonca konuşma yasağı var. Ama herkes işe, okula gittiği için muhabbetimiz azdı.
Oğlan geçen sene "Yös" (yabancı öğrenci sınavı) na girmeden önce TÖMER'in Türkçe seviye testine girdi en düşüğünün bir üstü çıktı. B diyorlardı sanırım?
Ama bu aralar ilerlemiş bayağı:)
Hem ders çalışıyor, hem yeni Türkçe kelimeler öğrenemeye uğraşıyor.
Bilmediği bir dilin okulunu okuyor işte :)

5 Nisan 2017 Çarşamba

Japonya'da çocukların okula gidiş geliş sistemi.

Türkiye'de anne ve babalar, çocukları okula başladıktan, liseye kadar her sabah ve akşam çocukları okula götürüp getirmelerine gerçektende gıpta ile bakıyorum.
1 değil, 3 değil, 5 değil,tam 8 yıl boyunca haftanın 5 günü kendini çocukların okuluna adamış.
Sosyal hayat diye birşey kalmıyor annelerin. Sabah kalk çocuğu okula götür gel, eve dön temizlik, yemek, alışveriş derken tekrar çocuğun okul saati geliyor :)
Ben bir hafta bile dayanamam :) Bir yere gidemezsin, birini çağıramazsın..
Bir yere oturmaya git kendini çocuğun saatine göre ayarla:)
Cidden çok ilginç geliyor bana bu çocuğu götür, getir işleri.

Birde şu dikkatimi çekiyor.
Aynı sokakta veya apartmanda en az 10 çocuk, 10 anne var diyelim.
Bu 10 anne de kendi çocuğunu götürüp getiriyor. Neden paslaşarak yapılmıyor bu işler?
Zaten çocuğun okula gidecek mecbur buna.. O an, o gün işinin çıkmasının imkanı yok..
Sokak veya apartman anneleriyle günleri bölüşerek, grup halinde rehber eşliğinde gidilir gibi götürülse anneler çok rahatlayacak.
Kız kardeşime de dedim bunu. Neden herkes kendi çocuğunu götürüyor, neden komşunla paslaşarak götürmüyorsunuz?
Yav bir gün götürse, ikinci gün götürmüyor diyor! Ne alaka ya? Zaten gidiyor kadın okula?


Gözünü seveyim japonya'nın bu sistemine.. Can kurban bu sistemi bulana :))
Japonya'da iki çocuk okuttum. Ana okulundan, lise son'a kadar gittiler.
Sadece ana okullarında kendim götürüp, getirdim.
Çünkü anaokulumuzda servis yoktu. Oğlan 4, kız 1,5 yaşında anaokuluna başladı.
Bebekken bisikletimin önüne, 3 yaşından sonra da bisikletin arkasına çocuk koltuğu koyup götürüp getirdim. Anaokulu bitip, ilkokula başladıktan sonra götürmeler kesiliyor.
1. Sınıftan itibaren çocuk kendi başına okula gidiyor.

6 yaşındaki çocuk nasıl tek başına sabahın köründe okula gidebilir diye şaşırdınız değilmi?:)
Evet gidiyor. Ama nasıl? Resimde gördüğünüz şekilde grup halinde gidiyorlar.
Bu gruplar nasıl oluşuyor bunu anlatmaya çalışayım..
Her sokakta okula giden çocuklar, bir apartmanın önünde toplanıyor.
Bu toplanma noktasını okul kendi belirliyor, çocuklarda bu kurala uymak zorunda.
Okulun ilk günü öğretmenler, çocukların evlerini belirten bir harita çıkarıyor.
Öğretmene sormalısınız. Hocam benim çocuğum sabahları nereye gelmesi lazım?
Diye sormazsanız hoca size senin çocuk şuraya gelsin demez. Siz hatırlatın.
Sokağınızda ki öğretmenin belirlediği bir apartman önünde, sokakta oturan kaç çocuk varsa evden 07:40 gibi çıkıp, toplanacak noktaya gelir.
Orası o sokağın grubu demektir. Her grubun bir başı vardır.
O baş'ta o grubun en yüksek sınıfı olan çocuktur. Yani grupta 1-2-3-4-5-6 sınıftan birer çocuk var sayarsak, 6. Sınıfa giden çocuk grup başı demektir.
Tüm sorumluluk o çocuğun üzerindedir.
Kendinden küçük çocukları sağ salim okula o çocuk götürür.
Caddede karşıdan karşıya geçmeyi, tek sıra halinde düz yürümeyide o çocuk kontrol eder.
07:40 gibi (ev ile okul arasındaki mesafeye göre çıkış saati değişebiliyor) evden çıkan çocuklar, diğer çocuklarında gelmesiyle 7:50 gibi okula doğru yola çıkarlar.
Her sokak başında yürüdükçe diğer sokağın çocukları ile bir araya gele gele büyük bir grup haline dönüşerek okul yolunda yürürler.
Büyük grup haline gelmiş olsa da herkes kendi grubunu tanır.

Bu arada okul 8:15 gibi başlar, fakat öğretmenler ve müdür, müdür yardımcısı saat 07:00 de okula gelip iş başı yapmak zorunda.
Türkiye'deki gibi ders başlamasına 5-10 dakika kala gelme gibi bir lüksü yoktur!
Öğretmen ve müdür erkenden gelir, okulu açar, yaz sa soğutucu klimaları, kış sa ısıtıcı klimaları açar. Hademe erkenden giriş kapısı ve bahçeyi çocuklar gelmeden sular, süpürür.
Tüm öğretmenler çıkar yola. Müdür ve yardımcısı da okulun giriş kapısında hazır bekler.
Okula en uzak evdeki çocuğun evinin önüne kadar en az 10 öğretmen belirli noktalarda hazır vaziyette grupların gelmelerini bekler.
En son evdeki çocuğun kapısına kadar da bir öğretmen bisikletiyle gider.
O çocuğun sokağındaki gruptan itibaren tek tek okula en yakın çocuğun grubuna kadar kendisi de onlarla birlikte yürüyerek çocuklara eşlik eder..
Yani 6 yaşındaki çocuğu tek başına sokağa salmıyoruz:) çünkü biliyoruz ki güvendeler:)
Birde her sokakta muhakkak bir yaşlı gönüllü dede veya nine olur.
Sokağın belirli noktalarını belirleyen etkende bu yaşlıların bulunduğu evdir.
Her sabah erinmeden o insan da çocukları bir araya toplayıp okullarına güvenle gönderir.
Bizim sokağın çok tatlı bir dedesi vardı. Amcam sağolsun haftanın 5 günü her sabah köpeğiyle çocuklarımızı bekler, onları okula gönderir.
Çocuklar gelmeden çoktan köpeğini gezdirip gelmiştir :) Köpeği de çok tatlı ve uysaldır.
Tabiki her sokakta bir yaşlı gönüllü olmaya bilir. Yoksa çocuklar kendileri grubu yönetir.

Bir sonraki yazımda da bu gönüllü insanlardan bahsedicem.
Hani yazımın başında bahsettim ya haftayı sıraya koyup çocukları gönderin diye.
İşte o meseleyi japon işi nasıl yapıyoruz anlatıcam.
İnşallah bu sistem Türkiye'ye de gelir.. gerçekten japonya'da çocuk okutmak çok rahat.

Japon okullarında sabahçı veya öğlenci yok. Tüm gün okulda olur çocuklar.
Sabah 8:15, öğleden sonra 15:00 arasıdır.
Eğer ki çocuğun eğitimi arkadaşlarından biraz geriyse özel ders alır.
Bu da okul saatini uzatır. Ozaman sabah 8 akşam 6-7 yi bulur.
Bir de çalışan anneyseniz çocuğun o saate kadar kalması sizin için bir nimet demektir :)
Gözün arkada kalmıyor :) İş dönüşü çocuğu okuldan al gel evine :)

1. Sınıf çocuklarını tek başlarına eve göndermek istemiyor öğretmenleri.
Anne veya babaya gelip almalarını istiyorlar.
Çünkü sabahki sistem, öğleden sonrayı da kapsamıyor.
Biraz önce bahsettiğim gibi 3 ila 7 arası çocuğun ailevi veya eğitimine göre farklılık​lar olduğu için ayrı ayrı çıkıyorlar okuldan. Çocuğun sabahki grubu ayrı ayrı eve dönmüş oluyor.
Öğretmenler yoğun bir günde değilse kendisi getiriyor. Yoğunsa (genelde öyle olur) aile bireyleri anne, baba, dede, nene, en az orta okul öğrencisi abi veya abla almak zorunda.
Japon anne, babaların %99 çalıştığı için iş dönüşü bisikletiyle alıp evine dönüyor.

14 Mart 2017 Salı

Japon okullarında karne alma zamanı.

Bu aralar japonya'da tatlı bir telaş var. Annelerin çoğu kuaförlerde sıra beklemede:)
Kimonocu dükkanları tıklım tıklım dolu, nedeni?
Çünkü biricik çocukları okuldan mezun oluyor :) Mezuniyet törenine hazırlanıyorlar.
Bütün anneler kimono giyecek diye bir kural yok tabiki bu bir seçim meselesi.
Normal bir düğüne nişana giderken giydiği takım kıyafeti de olabilir önemli olan temiz, pak, şık ve özenli olmalı. Günlük klasik saç başla, günlük bir penye, etekle gelmez.
Babalarda çeker jillett gibi takımları, tıraşlıdır suratları:)
Ömür boyu albümlerinde saklayacakları hatıra resimler çekilecek çünkü:)
Çocuğunun arkadaşlarının ailelerine çok klasik bir aile de dedirtmeli hani:p

Bir çok "Japonya'da eğitim" yazılarımda japonya'da hangi okul kaç yıl olduğunu yazdım.
Dur bir daha yazıyorum nolur nolmaz gözden kaçırmış olabilirsiniz:)
Ana okul> hangi yaşta verdiğinize bağlı
İlkokul> 6 sene
Ortaokul> 3 sene
Lise> 3 sene
Üniversite> 2~4~6 bölümünüze bağlı.
Japonya'da zorunlu eğitim sadece 9 senedir. 6 yıl ilkokul, 3 yıl ortaokuldur.
Lise zorunlu eğitime girmemektedir. Çocuğun veya ailenin tercihine bağlı.
Benim oğlan ortaokul son sınıfta lise için deli gibi çalışırken bir kaç arkadaşı çalışmadı.
Nedenini sonradan öğrendim ki hem çok şaşırdım hemde çok üzüldüm!
Çünkü sınıfında iki arkadaşı okula devam etmeyecekmiş.
Çalışma hayatına atılacağını öğrendim.
Tanımadığım için bu seçim kendisine mi yoksa ailesine mi ait çok merak etmişimdir? :( İleride pişman olmaz umarım..


Japonlar çok zeki ve çalışkan bir millet. Üniversiteye gitmeyen çok insanda tanıdım.
Nedenini sorduğumda çalışmanın daha mantıklı geldiğini anlattılar.
Doğrusu japonya'da bu fikire sahip insanlarında oluşu beni şaşırtır.
Neysem yazımızın asıl konusuna gelelim:)
Japonya'da okullar 3 dönemlidir.
Yazın> 1. Dönem tatilidir.
Kışın > 2. Dönem tatilidir.
Baharda> 3. ve son dönem sınıf atlama tatili yapılır.
Mart'ın başı ile ortaları gibi şehir ve okulların mezuniyet tören günü farklı günlerde yapılır. Türkiye'deki  gibi tüm  yurt aynı günde bitip, aynı günde başlamaya biliyor.
Yine yeni yıl kayıtları da bu dönemde başlıyor.
Yaşı dolmuş çocukların başvuru formları otomatik olarak belediyeden adrese gönderiliyor.
Formu doldurup gideceğiniz okula veriyorsunuz. Sizi görüşmelere tek tek çağırıyorlar.


Eğer japonya'ya taşınma söz konusu varsa ve okul çağında çocuğunuz varsa bu okul dönemlerine çok dikkat edin.
Türkiye ile Japonya eğitim sistemleri gibi dönemleride çok farklı ve zıt zamanlardadır.
Türkiye'de dönem sonu, japonyada dönem ortası olabiliyor ve hiç bir okul dönem ortası çocuk kabul etmiyor.
Sizden 3. Ayı beklemenizi istiyor.
İster istemez çocuk 3~5 ay evde kalabilir.
O nedenle bu dönemlere dikkat ederek çocuğu okuldan alıp japonya'ya getiriniz.
Boşuna aylarca evde kalmasın. Önce baba gelip, peşine siz ve çocuklarla gelmeniz daha mantıklıdır.
Çok yaşadım gördüm çevremde.
Ailesini dönem ortası getirip başvuru için mart'ı beklediler.

24 Ocak 2017 Salı

Japonların tek tekerlekli bisiklet eğitimleri..

Türkiye'de de varmı bilmiyorum, görmedim ama japonya'daki ilk okullarda öyle ilginç bir eğitim sistemi var ki bu da ne? Niçin bu eğitim veriliyor dediğim birşeydir bu tek tekerlekli denge eğitimi.. Japonca adı "İchirinsha-一輪車" tek tekerlekli bisiklet..
Japon anaokul ve kreşlerde çocuklara 2 yaşından itibaren bisiklet sürme eğitimi veriliyor.
Çocuklar daha çok küçük olduğu için bu bisikletler 3 tekerlekli oluyor.
2 yaşından 6 yaşına kadar bir çocuk sokakta, anne ve babasının peşinden tek başına kendi bisikletiyle gidebilme yeteneği kazandırılıyor.
Çünkü anne ve babada asla yürümez:) Japon ailesinde her bireyin bir bisikleti vardır.
Bu 2 yaşındaki bir çocuk veya 90 yaşındaki bir yaşlı farketmez.
Yakın mesafelerde çocuk tek başına sürer.
Caddeye veya uzak mesafeli bir yere gidilecekse anne arka koltuğuna koyup götürür.

Çocuk ilkokul 1. Sınıf olduktan sonra tek tekerlekli ichirinsha ile tanışır.
Japon ilk okulları 6 yıllıktır. Bu 6 yıl boyunca çocuk bu tek tekerlekli bisikleti öğrenir ve profesyonel bir binici olana kadar tam bir eğitim alır.
İchirinshaların öğrenme nedeni tek başına denge sağlamak ve grub halinde el ele tutuşup insanlara olan güven testini ölçmektir.
El ele tutuşup düşmeden, düşürmeden belirli bir süre sürmek amaçları.
Düşecek biri varsa bu kişi kendi olmalı. Asla başkasının düşmesine izin verilmez.
Dostluk ve güven budur işte!

Undouka dedikleri gençlik ve spor Bayramı'nda ilk okul çocukları bu bisikletlerle yarıştırıyorlar. Bir uçtan öbür uca kadar en hızlı kim gidecek.
Grup halinde denge ve güven testi yaptırılıyor. Bir kişi bisikleti sürenin omuzuna biniyor diğer grubun omuzundaki çocuğun başındaki şapkayı önce kim kapacak oyunu oynanıyor:)
Değişik ve eğlenceli bir oyun. Hani denizde yapılıyor ya.
İki kişi omuzlara oturtuluyor da kim önce onu devirecek diye oyunlar kuruluyor.
Buda onun aynısı sadece başından şapka kapmaca oluyor :)

Japonlar çocuklarını 2 yaşında sosyal yetiştiriyor. Kendine güven, çevreye güven nasıl olur küçük yaşlarda öğretiyorlar..
Videodaki ceketli kızlardan biri benim kızım, diğeri de Türk arkadaşı.
Diğer ikisi de japon arkadaşları. Türklerle Japonların güven testi oyun videosu.
Şimdi gözü kapalı elleri havalı tek başına okulun bahçesinde dolaşabiliyor :)

10 Ocak 2017 Salı

Japon okullarında tuvalet temizliği..

Bu yazımda sizlere, japonya'da olupta türkiye'de asla göremeyeceğimiz bir şey olan okulda tuvalet temizliğinden bahsedeceğim.
Resime ilk baktığınızda kızın kendi evinin klozetini temizliyor olarak görüyorsunuz:)
Hayır.. Japon disiplininde temizlik ev içinde değil, yaşadığınız tüm çevreyi kapsar..
Okulunun, en az 500 kişinin kullandığı tuvaletin klozetini elleriyle temizliyor.
Türkiye'de bir anne görse hemen soluğu karakol da alırdı sanırım:)
Müdürede sizi sürüm sürüm sürümdürecem.
Nasıl benim çocuğuma onca çocuğun kullandığı tuvaleti temizlettirirsin diye tehdit ederdi:)
Veya okul müdürü, çocuğa ceza olsun diye tuvaleti temizlettirir bizim ülkemizde.
Japonya'da bu bir disiplin, çevresine duyarlı bir birey olarak yetiştirilmesi için bir eğitim olarak yaptırılıyor.
Herkes kendi pisliğini kendi temizlese bak bakalım dünya nasıl  mis gibi olur!
Japonya'da neden insanlar insan gibi, sevgi, saygı içinde yaşadığını ta çocukluğundan itibaren böyle yetiştirildiği bunlara şahit olduğumda anlamıştım.


Benim de iki çocuğum okulun tuvaletini, sınıfını, kolidorunu temizledi.
Asla ne okul müdürüne nede sınıf öğretmenine tek bir laf bile etmedim.
Olduğunuz toplum kuralına uymak zorundasınız.. Kuralsız bir toplumda düşünülemez!
Ana okulunda yok bu disiplin kuralı. Kendi altlarına sahip çıksınlar yeter :))
İlk okulda da küçük sınıflar yapmaz. 5. ve 6. Sınıf tuvalet temizliğinden sorumludur.
Japon okullarında hademe yokmu ki çocuklar temizliyor derseniz evet var hademe.
Ama hademenin işi değil bunlar. O sadece tamir işlerine bakar.
Birde okulun girişini ve okul bahçesini temizler. Okul içi temizlik tamamen öğrencilere aittir.
Çevreni temiz tut, temiz bir çevrede yaşa mantığı var japonlarda..
Bir de Japonya'da tümüne yakın anneler çalıştığı için ev temizliğine de pratik olmuş oluyor.
Japon ailelerinde herkes kendi pisliğini kendi temizler :) çünkü herkes meşgul..

5 Aralık 2016 Pazartesi

Japonya'da okula ayakkabı ile giremezsiniz..

Japon okullarında sokak ayakkabıları ile okula giriş yasaktır.
Ana okulundan, liseye kadar ayakkabılar okul girişinde bulunan eşikte çıkarılır, ele alınıp üzerinde sınıf numarası ve rafında okul numarası ile kendi ismi yazan ayakkabılığa götürülür.
Ayakkabılıkta bulunan iç ayakkabı olan "uwagutsu-上靴"  denilen üstü bez, altı lastik olan ayakkabı giyilir.
Okulun tüm katları muşamba ile kaplıdır. Sınıflar da tamamen parke.
Okula öğretmenle konuşmaya veya gösteriye gittiğimde zile basarak kapıyı açtırıyorum.
O an hangi hoca boşsa o açıyor kapıyı. Siz dış kapıdan okul girişine gidene kadar size kapıyı açan öğretmen hemen girişe sizi karşılamaya koşuyor :)
Biz eve gelen misafire ev terliği çıkarır önüne koyarız ya aynı şekilde hoca da önüme terliği koymuş beni bekliyor buluyorum :)
Hemen ayakkabımı çıkarıp onu giymek zorundayım.

Lise'de uwagutsu yerine "Surippa-スリッパ" dedikleri erkek terlikleri giyiliyor :)
Kızlarada erkeklerede aynı tip terlik :) O yıl, 1. Sınıf hangi renkse terliklerde o renk olur.
Benim Oğlumun 1. Sınıf yılında kırmızıydı. Çirkin bir terlik verdiler:)
Terliğin üzerinde gördüğünüz beyaz etiket kısmına çocuğun soyadı yazılır.
Eğer aynı soyadı başka çocukta kullanıyorsa isminin baş harfi ve soyadı yazılır.
Terlikler okuldaki özel dolabında bırakıldığı ve wc lere girerken ayreten wc terliği giyildiği için karışıyor.
Hocalar'da bu tür karışıklık olmaması için yazmanızı istiyor.
Bu şekilde hiçbir zaman terlikler kaybolmaz:) 3 yıl boyunca aynı terliği giyer çocuk:)
Ucu kapalı kırmızı olan ev terliği veliler için olanıdır.
Üzerinde okulun ismi yazıyor. Her hangi bir hırsızlık olayında ayna gibi parlıyor okulun ismi:)
Zaten öyle birşey söz konusuda olamaz japonlar'da :)


Çoğu anneler terliklerini yanında getiriyor.
Sanki ev oturmasına gider gibi ev terliğini çantasına atmış, okulun eşiğinde çantasından çıkarıp giyiyor:)
Bu biraz titizlikten kaynaklanıyor bence:) Çünkü okulun terliği yıllardır kim bilir kimler giymiş oluyor.
Yanında getirdikleri terlikleri evde ayakkabılıkta sırf okul için saklıyor.
Okul ne kadar temiz olsada ev gibi olmaz canım:) Düşünün ayakkabılığınızda okul içi terlik olacak:)
Bir de galoşla gelenlere rastlıyorum.
Evine almış bir kutu galoş, okul ve bu tür ayakkabı ile girilmesi yasak yerlere çantasında her zaman bir çift galoşla geziyor.
Okul girişinde hocaların uzattığı terliği geri çevirip teşekkür ederim galoşum var diyor:)

Okulun kapalı spor salonunada asla dış ayakkabılada giremezsiniz..
İlk ve orta okulda uwagutsu, lise'de de spor salonu için ayreten spor ayakkabı alınıyor.
Altında kesinlikle ne bir toz parçası nede arasına kaçmış taş kabul etmiyor okul.
Spor salonu da tamamen parkeyle kaplandığı için her hangi bir çizik hemen belli ediyor.
O yüzden o ayakkabıyı okuldan dışarı çıkarmak yasak.
Okula ilk gittiğinizde sakın ha sakın ayakkabı ile dalmayın içeri:)
Yabancı olduğunuz için saygıdan ses etmezler.
Kuralları bilmediğinizi tahmin eder, okulun tanışma günü kuralları patır patır yüzünüze sayar:)
Okulun ilk katında, öğretmenler ve müdür odasına kadar girebiliyorsunuz.
Üst katlara çıkacağınız zaman merdiven başı veya asansör önünde koca bir sepet terlik sizi bekliyor olacak :))

Youtube Kanalima Abone Olun

Sosyal Medya Kanallarimdan da Beni Takip eddebilirsiniz