29 Mart 2016 Salı

Hiroşima Gezimiz..

Japonya diyince ilk akla "Hiroşima" gelir. Japonya'ya gelmek isteyenlerin %99 hiroşima'yı gezi rehberinin en başına "Hiroşima" yazdığına eminim.
Hiroşima diyince insan hüzünleniyor içten içten. Bir acı oturuyor yüreğine.
Yaşamadık görmedik ama hissediyoruz yaşayanların çektiklerini.
Okullarda ki tarih kitaplarında görüyoruz çekilen acıları.
Yüz yıllardır savaş la içiçe olan biz türkler anlıyor sadece o duyguları.
Nenelerimizin, dedelerimizin zamanında çektiklerini görüyoruz sanki onlarda.
Tamam bizde atop bombası patlatılmadı ama 10 atop bombası yemiş açılarımız var geçmişimizde..
Hiroşima'yı büyük bir yeri var yüreğimde.
Osaka'da bir Hiroşimalı japonla karşılaşsam soru yağmuruna tutuyorum ister istemez.
Okadar çok istek vardı ki oraları görüp gezmeye. Oraları görmeden türkiye'ye dönmem diye ah etmisimdir hep.
Allaha şükür geçen yaz kısmet oldu da iki aile bir toplanıp arabayla günü birlik bir Hiroşima gezisi düzenledik ve yüreğimle hissettiğim şehrin tam göbeğindeydim artık! Hemde bombanın atıldığı merkez...


"Hiroşima-広島" şehrin Türkçe karşılığı "Geniş Ada"  anlamına gelmektedir.
Bu bina "Atom bombası Kubbesi" olarak anılıyor artık. Eski adı " Hiroşima Sanayi Sarayı"
Amerika birleşik devletleri,önceden kısa bir araştırma yaparak.
Japonların hayat ve hareket tarzlarını araştırarak,en çok hangi saatte dışarıda olduklarını belirlemişler.
O dönemin başkanı "Truman"ın emriyle, 6 ağustos 1945 de pazartesi günü yerel saatle 08:15'de ABD "enola gay" adlı bir B-29 bombardıman uçağından "Little Boy" küçük çocuk atom bombasını atmış.
İlk etap'da o an 70 bin masum sivil. Çoluk çocuk,erkek, kadın, kundakta bebek bırakmamasız katletmiş.
Daha sonra nükleer gaz etkisinde kalan 90 bin kişi daha can vermiş.
Bilim adamlarına göre şuan bile bombanın etkisi hala sürüyormuş.
Dilekolay bu yıl 71'ci yılına girecek ve hala etkisi geçmemiş..
Burası "Barış Anıtı" öyle bir açıyla hesaplanmış kondurulmuşki, saygı duruşunda dururken tamda atom bombası anıtın içinde kalacak şekilde yapılmış. Saygı duruşu yapanlar, dua edenler, duvarlardaki resim sergilerini gezenlerle dolu etraf.
Bir şeyin farkına vardım orada.Bir kişinin bile yüzü gülmüyor du...
Hiç gülen birine denk gelemezsiniz.. Gezenlerin yüz ifadeleri hep aynıydı.
Hüzünlü bakışlar la doluydu çevrem. Aynen benimkisi gibi!!
Atom kubbesi tam nehire sıfır bir bölgede. Hüzünlü ama çok doğal bir ortamdaydı.
Çevresini gül bahçeleriyle donatmışlar. Çok bakımlı, temiz bir yerdi.
Çiçek bahçelerinin arasında yıkıntı bir bina! Nehir muhteşem. Etraf dümdüz.. Biraz ilerisinde barış anıtı.
Barış anıtının önünde "Atom bombası müzesi" var. Müzeye girişler ücretli.
Yalnış hatırlamıyorsam 350 yen kadar bir şeydi sanırım. Paranın ne önemi var değilmi?
Hepimiz girdik müzeye. Bir daha kısmet olmaz buralara gelmek değilmi.
İlk girer girmez bir ürperti girdi içimize. Bire bir 70 yıl önceki hiroşima'yı canlandırmışlar.
Sanki zaman durmuşta bütün hiroşima'yı bu çatı altına toplamışlar. Karanlık bir yere girdik.
Eski dar sokaklar. Sağlı sollu camekanlar. Ayakları yanık'tan kesilmiş at vardı.
Gerçek bir at sandım neyseki maketmiş. Eski ozamanın çekilmiş resimleri sergilenmiş.
Aman allahım insanları görseniz, sanki kaynar yağ dökülmüş üzerlerine.
Soyulmuş tüm bedenleri. Az ileride bu çocukların maketleri vardı.
Malum pazartesi sabahı.sabahın 8'i tamda çocukların okula gidiş saati.
Bukadar şerefsiz (Amerika) olurmu bir millet ya.. Çocukların sokağa çıkış saatini hesaplayıp atmışlar bombayı!!
Üst baş parça parça. Etler de elbiselerle birlikte dökülmüş üstlerinden.
Deri ne ki! Birkaç hafta da geçer ilaçla. Ya içlerine çektikleri nükleer??

Bir evin önünde duran çocuk bisikleti. Lastikleri,koltukları erimiş gitmiş ama asıl demirleri bile erimek üzereymiş.
Düşünün demir parçası böyleyse??
Okul maketi vardı. Yeri dümdüz kalan. Okuldan eser kalmamış. Tam'da çocukların okulda olduğu saatler.
Bir kaç öğrenci üniforması sergilemişler. O dönemin kıyafetleri,Çocukların not defterleri, kalemleri, ozamanın okul çantaları.
Bütün bir şehrin maketini yapmışlar. Atom bombasından öncesi ve sonrası. Neredeyse %70 yoktu sonrasındakinde.
Pişirilmiş pilavın bombayla kömürleşmiş.. O zamanki kap kaçaklar sergilenmiş.
Özel eşyalar var. Ama hangisi kime ait belirlenememiş bir çok anı var. Üzeri bilinmiyor yazan.
Tamam japonların geçmişleri de çok temiz değil! Savaş zamanında, Çinlilere yaptıkları soykırımları,işkenceleri, kadınlarına yaptıkları (malum şeyler..) korelilere yaptıkları. Savaş zamanında almanlardan da beterlermiş..
Fakat bu kadarını hakettiler diyenlere katılmıyorum! Hiçbir çocuk, babasının yaptığını cekmeyi haketmiyor!
Bu acıyı 70 yıldır çekmişler ve hala'da çekiyorlar..

Müzede 1 saat kadar kaldıktan sonra çıktık dışarı. Dolaştık etrafında. Sonra gelmişken
"İtsukushima-厳島" ya gitmek istedik. Hani o dünyaca ünlü denize batık tapınak.
Resmi adıyla itsukushima olarak geçiyor ama japonlar "Miyajima-宮島" japoncası " Tapınak Adası" olarak kullanıyor.
Diğer adı'da "Kırmızı Tapınak" olarak da biliniyor.
Atom bombası kubbesinin önünden tren gidiyor. Trenle 20~35 dk kadar.
Biletleri de çok uygundu. Ama biz tekneyle gittik:) kişi başı 1900 yen.
Bu parayla iki kere gider gelirsiniz trenle:) neysem tekne 15 dakika da attı bizi oraya. İndik ada'ya.
Bizi özel karşılama ekipi tutulmuş.. Şaka şaka :))
geyikler karşıladı bizi. Çok tatlı evcil geyikler. Aynı "Nara" gibi.
Burada da size yanaşıp yiyecek arıyorlar. Sokak kedileri gibi dolu heryer.
Yürüyerek gidiliyor tapınakların yanına. Hiçbir araç veya tekne yanaşamıyor.
Dünyanın yedi harikalar arasında varmı acaba burası? Yoksa da bir önerelim ya:))
Muhteşem bir manzarayla karşılaştık. Tapınakların tamamı denize gömülmüş her yıl biraz daha batıyormuş ama japonlar bulur bir çaresini ya:) bırakmazlar bu güzelliği kaderine.
Tapınakların dibine kadar gidiş bedava. Gez beleşe:) ama tapınakların kapısına dayanınca sokmuşlar yabancılara kazığı:)) giriş ya 500 yada 750 yendi unutmuşum.
Ama ciddi bir rakamdıki girememişiz işte:) malum 4 kişilik aileyiz. En az 3-4 bin yen tutuyor.


Kıyısından köşesinden resim çekmekle yetindik mâlesef:(( ama tapınağa girip, içinde resim çekmek.
Ayaklarımı suya koymayı çok isterdim.. Adamlar bunu değerlendirmişler işte..
Turist kaynıyorrrrr.. Japon çok az. %80 yabancı dolu burası.
Tam bir tatil kasabasına çevirmişler bu adayı. Aynı bizim büyük adaya benziyor.
Sahil kenarı restaurantlar, kafeteryalar, hediyelikci mağazalar. Üstleri de otel, pansiyon.
Millet cam'da, balkonunda oturmuş keyif çatıyor. "Obon-お盆" tatilinde gelmek için muhteşem bir tatil yeri.
Kısmetse burası birinci tercihimiz artık:)
Kendimi İstanbul adalarda hissettim burada. Tapınakları olmasada adaların:)
Sokakları, binaları, deniz manzarası aynı bizim adalar:) ya Allah Bir vermiş Bin almış Japonlar'dan.
Acılarıyla, tatlılarıyla Japonya güzel memleket ya..
Avrupa ya veya ABD' ye yerleşseydim bu kadar severmiydim o memleketi bilemiyorum ama
Ben japonya'yı çok seviyorum. Yalnızız evet! Eş, dost, akraba, aile yok ama onları aratmayan arkadaşlarım var burada.
Kendi memleketime benzemiyor ama, en az memleleketim kadar doğal güzellikleri var buranın.
Japonya'ya seyahat edeceklere tavsiyelerimin en başında Hiroşima ve miyajima kesinlikle vardır:)

27 Mart 2016 Pazar

Japonya'da iş bulmanın yolları..

İlk önce bir uyarıda bulunmak isterim.
Japonya'da iş bulma diye başlık attım ama vize sorunu olmayanlar içindir bu yazım.
Öğrenci, evlilik veya çalışma vizesiyle geldiniz ama işten ayrıldı yada işsiz kaldıysanız bu yazım sizlere gelsin.
Türkiye'den buraya 3 aylık turist vizesiyle gelenler için geçerli değildir.
Yalnış anlamayın lütfen yazılarımı.Okurlarım iyi bilir çok iş'te çalışmışım dır:)
Japonya'da iş bulmak zor değil, iyi bir iş bulmak zordur.
Saati sana uyacak, ev'den mesafesi kısa olacak, saat başı verdiği ücret yüksek olacak, varsa yol parası karşılayacak.
Bu kriterlerde iş arıyorsanız, en az 3 ay'ı gözden çıkarmanız şart:)
Var olmasına var ama denk gelmek mesele..
Geneli de gece işleri oluyor bu şartlarda. "İzakaya-居酒屋" yani akşam 5 den sonra açılan restaurant- bar tarzı içkili yerler.
Akşam 5, sabah 3-5 arası açık oluyor.
Gündüz okur, gece çalışırım derseniz tam sizlik:)
Birde "Pachinko-パチンコ店" oyun salonları var.
Bunlarda saat başı 1200 yenden başlıyor. 1500 yene kadar çıkıyor.
Günlük en az 10-15 bin yen garanti. Bayan ve anne olduğum için bu işlerde çalışamıyorum.
Hani yasak mı derseniz ? Yoo değil! Bana göre bir iş değil..
Yoksa çalışanların yarısı bayan. Hemde çoluk çocuklu.
Genelde sabah 9 akşam 5 arası. Günlük 3~5 saat çalışabileceğim restaurant, cafe, mağaza işlerine bakıyorum ben.
Bunlarda da saati 850 yen'den başlayıp 1000 yen'e kadar çıkabiliyor. Ortalama haftada 4 gün, günlük 5 saat iş bana yetiyor.
Gerisi gezmeler, tozmalar:) Oyalasın beni yeter. Birde eşime katkıda bulunuyorum.
Nasıl iş bulabilirim diye sormalara başladınız. Artık uzatma diyorsunuz:)
İş arayacağım zaman, üzerime bir hırka atıyorum. Altımda eşortman, ayakta terlik, kafada bere iniyorum sokağa.
İş bulmanın kuralı böyleymiş demekki demeyin:))
Uğurlu totem falan yapmıyorum haaaa:)) aşağı inip evin köşe başında bulunan "Family Mart"Marketine girip, girişin hemen köşesinde üsttekine benzer raflara yöneliyorum
Raflarda iş bulma dergileri sıralanmış olarak görünüyor.


"Domo" dergisi bedava. Alabilirsiniz  çekinmeyin:) bir kaç tane fazladan alıp çıkın ötmez alarm falan merak etmeyin:)
sadece domo'la kalmıyorum.

"Job" "Town-Work" dan da alıyorum.Daha fazla var ama pek hoşuma gitmiyor onların ilanları.
İş arayanlar bu dergileri bedavaya temin ediyorlar.
Fakat işçi arayanlar bunlara reklam vermek için aylık 100 bin yen ödüyorlar.
Genel de sürekli işçi giren çıkan örneğin, "McDonalds, Otel" "Starbucks " "Burgerking" "Matsuya" "Pachinko " " Yoshinoya" "Konbini market" bu tarz bir çok büyük şirketlerin elemanları çok sık değişiyor. O yüzden aylık sabit ödeme yapıyor patronlar.
Memurlar hariç japonların %80 ni bu dergilerden buluyor iş.
Bu tür Free dergiler sadece konbini marketlerde değil. Her yerde bulabilirsiniz..
Tren istasyonlarında, işlek caddelerde, japon ayak üstü yemek yenilen ( Matsuya,Yoshinoya) tarzı restaurantlarda, büyük 'Aeon moll' girişlerinde, konbini marketlerde, japan markette.
Yani anlayacağınız çok çabuk ulaşabileceğiniz dergiler bunlar.

Ben Town-work dergisini daha çok tercih ediyorum. Bir kaç rengi oluyor bu derginin.
Memurluk yapılabilen şirketler, öğrenciler için, yabancılar için daha elit işler sunuyor okurlarına. Diğerleri biraz hamallık işleri sunuyor:)
İnşaat işçiliği, inşaat güvenlik görevlisi, bar-club işleri daha yoğun diğerlerinde.
Benim tercihim Town-Work açık fıstık yeşili. Bana hitap ediyor bu serisi:)
Dergilerin arka kapaklarında sıralanıyor yukarıdan aşağı.
Kısa saatler
Saati yüksek ücret
Öğrenci
Şirket
Fabrika
AVM
Gece işleri vs.. Uzuyor gidiyor liste. Her kelimenin de sayfa numaraları oluyor.
Size uygun birini açıp bakıyorsunuz. Birde size bir uyarıda bulunayım evden veya okulunuzdan uzakta bir yerde gördüğünüz dergileri almayın.
Her semtin kendi çevresinde olan iş ilanları bulunuyor içinde.
Yani ben Namba'da oturuyorum. Suita ya gittiğimde oradaki dergiyi almıyorum.
Her şehrin her bölgenin kendi çevresinde ki iş ilanları oluyor.
Yada şöyle diyeyim. Hangi semtde okuyorsanız, okula yakın olsun diye okul çevresindeki dergilere bakın.
Ev ikeda'da, okul yao'da ise yao daki dergiyi alabilirsiniz.

Biraz türkiye'deki gazete ilanlarına benziyor.
İşaretleyip tek tek arayıp randevu alıyorsunuz.
Yukarıda saydığım ilk şirketlerin hepsi görüşmek için size bir gün ve saat veriyor.
Ya tek tek görüşmeye alıyor yada toplu halde. Testler yapıyorlar.
Kabiliyet test'i, japonca testi, zeka testi. Bunların hepsinde olumlu olursanız size en uygun bir tarihte başlamanızı istiyorlar.
Her görüşme'de olumlu geçse'de mâlesef olumlu olarak size geri dönülmüyor.En hızlı ve olumlu dönen yer "McDonald's" çünkü çalışan dayanmıyor buralara:) %90 nı öğrenci olduğu için verimli işçi kalmıyor ellerinde.
Eğer iş başvurusunda bulunmak istiyorsanız mc ilk tercihiniz olsun.
Saati çok düşük (850 yen) oluyor. Öğrenciler için ilk tercih burası oluyor.
Haftada bir gün 3 saat çalışmanıza bile ookeyy diyorlar :)

Japonya'da çocuk işçi çalıştırmak kanunen yasak!
Lise 1. Sınıf dan sonra başlıyor gençler. Benim oğlan da lise'ye başlar başlamaz hemen bu dergilerin hepsini alıp geldi eve:)
oturdu başına "öğrenci" sayfalarına baktı sadece.
Çünkü diğerleri daha esnek saatler oluyor. Onlara uymak zorunda kalması gerek.
Ama iş  başvurusun'da öğrenciyim diye belirtince, bu oraya değilde, onlar bu'na uyduruyor kendilerini "İzakaya" da iş buldu.
Hafta sonu ( cuma, cumartesi, pazar) bu 3 gün içinde hangi gün hangi saatte açık varsa shift yazıyorlar.
Ben pazar akşamı çalışmasına izin vermiyorum.
O yüzden cuma günü okuldan döner dönmez üstünü değişip çıkıyor.
İzakaya gece işi olduğu için akşam 6 da iş başı yapıyor çocuk.
Japonya'da lise öğrencileri gece 22:00 den sonra çalışmaları yasak.
Şikayet edilirse büyük ceza ödemek zorunda iş yeri sahibi.
O nedenle bizimki 18:00-22:00 arası çalışıyor.
Oğlum'la birlikte evde çalışan sayısı 3'e yükseldi çok şükür:)))
Baba eve bakıyor. Oğlanla ben köşe'ye:) hatta oğlan benden 3 kat fazla alıyor.
Çünkü ilk başta da belirttiğim gibi İzakaya da saati 1000 yenden başlıyor.
İş memnuniyeti artıkça 3 ayda bir 100 yen artıyor saat başı ücretler..

Osakalı Türklerin Bayram kutlamaları.

Japonya'ya ilk geldiğim yıllarla şimdiki zamanı karşılaştırıyorum'da şükürler ediyorum.
Allahım kimseyi yalnızlıkla sınama diyorum. Çok yalnız kaldım. Arkadaşsız,komşusuz.
5 sene kadar tek başınaydım. Yavaş yavaş "Fetullah Gülen" cemaati gelmeye başladı.
Osaka'da "Türk Okulları" açıcaz dediler. Yotsubashi'de "Abroad international School"
Adı altında iki sınıfılık okul açıldı. Zamanla "Osaka Türk Kültür Merkezi" ne de dönüşüldü.
Sonra ikisini birbirinden ayırıp bir şirket altında hala yürütülüyor.
Zamanla, okul öğretmenleri, okul müdürü ve kültür merkezi çalışanları gelmeye başladı türkiye'den.
Her yıl 2-3 aile çoğalmaya başladı.
Eskiden, 50 kadar kişiydik. Olduk 200-250 falan.
Türk restaurantları çoğaldı. Bekar arkadaşlar ailelerini de getirmelere başladı
Derken Namba'da oldu küçük bir Türkiye:)
Birde her yıl, THY çalışanları da aileleriyle gelip yerleşip, tayini çıkıp gidiyor.
Cemaat toplantıları,kutlu doğum kutlamaları, mevlitler,ilkbahar Pikniği,ufak tefek nişan-düğünler.
Geneli Türk Kültür Merkezi adı altında haberlesiliyor ve toplanılıyor.
Ramazan bayramında bir kaç arkadaş bayramlaşıyoruz. Kültür merkezine gidiyoruz bayramlaşmaya.
Eve bisikletle 5 dakikalık mesafede.


Orada tam karşısında "İstanbul Konak" Türk restaurantı da var. Rıza abimiz.
Onun elini öpmeye gideriz her sene:) sonra Nipponbashi'de "Karakuş" kebapçısı na uğrarız.
Bahattin abi, Mehmet, gaffar abi. Kendimizce günün  yarısı kadar bayram kutlaması olur.
Hemen bitiyor bizim buralarda bayram. Öyle 3-4 gün bilmeyiz. En fazla 3 saat:)
Ama kurban bayramı daha güzel geçer osaka'da. Kültür merkezi sitesinde yayın yapar.
Genelde Bayramın 3. Günü "Nagahori belediye toplantı salonları" nda toplanılır.
"Osaka"," Kobe","Kyoto","Nara","Himeji","Nagoya"
Bu 6 çevre şehir bir araya geliyoruz. (Bütün herkes olmuyor haliyle)
Japon-Türk karışık kalabalık oluyor.Japon gelin ve damatlarımız, iş arkadaşlarımız.
İlk önce kültür merkezi çalışanları, japonca Japonlara kurban bayramının önemini ve neden kutlandığını açıklayan bir sunum gösterisi yapıyorlar. Sunum'dan sonra müzik şöleni oluyor.
Sonra çocuklar çıkıyor sahneye. İlahiler okuyorlar hep birlikte.
Sonra çocuklara hediyeler dağıtılıyor. Sevinsinler diye :)

Bayağı da çocuk varmış:) gösteriler bittikten sonra yiyecek içecek büfesinin önünde sıraya giriliyor:)
bazı seneler türk kültür merkezi tüm yiyecekleri tek başına üstleniyor.
Bazen'de biz türkler aramızda görev paylaşımı yapıyoruz.
Kimi tatlı yapıyor, kimi börek, kimi pilav, kimi salata.
Sadece kurban kavurma işini kültür merkezi hazırlıyor. İçecekleri de bölüşüp alıyoruz.
Giriş bedava. Eğer ki kurban bayramında osakadaysanız kesinlikle haber alın merkezden.
Bu sene bayramlaşma kutlaması varmı diye öğrenin.
Ancak bu şekilde ulaşabilirsiniz bizlere:) hepimiz oradayız duyurulur:)
Resimlerde az görünüyoruz farkındayım. Çünkü sonradan resim çekmek aklıma geliyor hep:)
Kusura bakmayın:) bazı seneler olmuyor bayram kutlaması. Eğer osakadaysaniz ve o sene yoksa şansınıza küsün:))

Tokyo Gezimiz..

Bunca yıl Japonya'da olup'ta halaaa tokyo'yu görmediğime inanırmısınız?:))
Cidden bir türlü fırsatımız olup'ta ailecek geziye gidemediğimiz tek şehir "Tokyo" dur.
Yok o fırsatı bulamıyoruz!! Pasaportumun günü bitiyormuş ve yeni kanunda parmak izi mecburiyeti varmış.
Bu'da bana en güzel mâna oldu sayılır:))Bende bunu fırsat bilip bu sene kızı'da alıp tokyo'ya gittik:)
Ama mâlesef sadece kızla birlikte gidebildik. Oğlanı alamadım okulu olduğu için izin almak istemedim.
Birde tokyo'daki cemaat evinde misafir kalacağım için erkek götürmem doğru değildi.
Otel'de kalsaydım alırdım oğlanı da yanıma.
Bir gece, iki gündüz planladım kısa turumuzu. İlk önce iş'ten 2 günlüğüne izin aldım.
Her zamanki gibi oturdum PC başına:) "夜間バス-Yakan basu" (gece otobüsü) sitelerine girdim.
Çok fazla şirket var.
Uygunlarından birinde gidiş 3500 yen.Dönüş 4500 yen'e bilet buldum.
Aradım Otobüs bizim evden bisikletle 10 dakikalık bir mesafede kalkıyormuş.
Gece saat 22:00 deymiş kalkış. Küçük bir sırt çantası yaptım kızla kendime.
Otobüs bilet numaram Adamlar'da kayıtlı.Sadece otobüsün yanına gidip ismimi söylemem yeterli.
Bindim bisiklete. Kızı da attım arkama gittim "Nishi Nagahori" deki duraklarına.
Kız'la kendi ismimi söyledim. Bilet parasını verdim bindik otobüs'e..
Otobüs yolculuğu sık sık yaptık ama ilkkez bu kadar uzak bir mesafeye gitmiş olduk.
Öncekileri en fazla 3 saatlik mesafelerdeydi. İstanbul-Ankara mesafesi kadar bir uzaklıkta
Osaka-Tokyo.. Uzun otobüs yolculuğu nasıl oluyor diye'de heyecanla bekledim kalkışı:)
Nishi nagahoriden umeda'ya geçti ilk. Oradan'da otobüsün diğer yarısını dolduracak kadar yolcu aldı.
Umeda'dan da "京都-Kyoto" ya doğru yola çıktık. 1,5 saati falan buldu Kyoto'ya gelmemiz. 15 dakika mola verdik.
Bir kaç yolcu orada indi. Bir kaç yeni yolcu'da ordan Tokyo'ya gitmek için bindi.
Mola yeri bizim otobüs mola yeri gibi değilmiş.
Bir lokantası var.
Ama makinelerden para atıp ayak ustü yenecek basit japon yemekleri.


Bir küçük "コンビニ-Konbini" marketi var. Çocukla kendime atıştırmalık ve içecek aldık.
Yol uzunnnn sıkıldım bile iki saatte:)) daha bunun sabahı var:))
Lavaboya da uğrayıp otobüse doğru yöneldim kii hangisi bizim otobüstü acaba??
Demeye başladım:)) yan yana dizilmiş en az 20 otobüs var:)) bir dakikaya yakın dikelip bakındım:)
sonra birini gözüme kestirdim:) indigim ve yöneldiğim yöne doğru hesaplamalar yapıp indiğim yere en yakın otobüs buydu dedim.
Gittim şoför'e sordum:) Osaka'dan Tokyo'ya buydu değilmi diye? Evet buyrun dedi:))
Hemen binip baktım koltuğuma eşyalarımız yerinde. Bir daha ki molada tembihlemeden inermiyimmmm:))
Yaaa türkiye'de otobüsle yolculuk etmeyi, mola yerlerini çok seviyorum.
O mola verdiğimiz memleketin havasını, suyunu içime çekmeyi seviyorum.
Çok farklı bir havası yokmu sizce de? Birde yazın  ortası da olsa buz gibi olur oralar gece yarısı. İşte o güzel havayı,o güzel kokuyu seviyorum nedense..
O güzellikleri yaşayamadım bir türlü buranın molalarında.
Nereye gitsem buz gibi tatsız bir hava var. Soğuk geldi bana uğradığımız şehirler.
Neysem sabah 6 ya kadar 3 yer'de 15 er dakikalık molalarla tokyo'ya vardık.
"新宿-Shinjuku" ya indik. Sabahın 5'i in cin top oynuyor:) sessiz sakin sokaklar.
3-5 kişi var ortada. Otobüsten inenlerde kayboldular bir anda:) nereye koştular gittiler anlayamadım bir anda:)
kaldık mı kızla tek başımıza tokyonun göbeğinde:)
Burası Osaka değil kızımmm. Köyden şehire inmiş e döndük:)

Cemaatin adresini almıştım gitmeden. Tokyo'ya trenle 1 saat uzaklıkta bulunan "Yokohama-横浜" şehrindelermiş.
Shinjuku'da dolaştık bayağı etrafında bir çok türk restaurantlar bulduk.
Girmedim hiçbirine. Sadece resim çekip gittim :)) etrafı aşağı yukarı 3 saat gezerek karış karış shinjuku'yu ezberledim:))
sonra geri dönüp trene bindim. Trenle 4-5 durak falandi yalnış hatırlamıyorsam "渋谷-Shibuya" ya geçtim.
Hani şu Japonya'nın en meşhur merkezi.
Hani şu Japonya'nın en kalabalık trafik ışıkların olduğu en işlek caddesi.
He işte tam oradayız:))o ışıklardan en az 5 kere hiç durmaksızın geçtim:) neden mi?

O kalabalığın gerçek olup olmadığını anlamak için:) 1 saate yakın oyalandım ama onayı koydum:) gerçektende bir ışıktan diğer ışık arası 3 dk kadar sanırım. O meydanda, 3 dk kadar kısa bir süre içinde en az 500 kişi TOPLANDI!!! İnanmadım yaaa 3 dakikada en az diyorum size. Sayılamayacak kadar kişi. Belkide bin kişiye yakın bile olmuştur. 8 yol başı mıdır nedir burası:) insanlar çapraz yürüyor!! Sağa,sola çarpa çarpa giden,gelen. Bir ışık 59 saniye.
Saniyeler bitip'de kırmızı ışık yandığında bir kişi bile kalmıyor orta'da!
Onca insanda kalmıyor herkes dağılıp gidiyor sokak aralarına. Shibuya'yı da gezdik sonra.
Ne Osaka ne tokyo. Hiçbir farkı yok birbirinden. Binalar aynı, şirketler aynı, marketler aynı,
Yollar aynı, sistem aynı aynı aynı... Tek farkı ne biliyormusunuz??

Türk bayrağımızın dalgalandığı iki yer.. Türkiye cumhuriyeti konsolosluğu.
Ve Tokyo Türk camisi. Onun dışında Tokyo osaka'dan farksız. Sırf bu ikisi için yaşamak isterdim Osaka değilde Tokyo'da..
Değer bu iki güzelliklere..
Günü bitirdim sayılır bu iki ana merkezde. Trene binip gittim Yokohama' daki arkadaşlara.
Allah razı olsun çok güzel karşıladılar. Çok güzel ağırladılar kızımla beni.
Sabah kalkıp tekrar shibuya'ya döndüm. Türk konsolosluğuna gittik. Eski pasaportumu verip yenisine başvurdum.
Parmak izimide verip ödeme mi de yapıp çıktım. 15 gün sonra postayla eve yeni pasaportum gönderilecekmiş.
Konsolosluğu dolaştım. Çok güzel bir daire yapmış devletimiz. Çok elit bir semt de.
Etrafı temiz, sakin, insanları saygılı üst kademe bir yere benziyor. 3-5 resim çekip de hatıra etmezmiyim kendime:))

Günün akşamı gece 10 da otobüsümüz kalkacak. Daha sabahın 9'u. Saat bolll.
Günün büyük bir kısmı bizi bekliyor:) hemen trene binip "Shibuya"ya geldik.
Shibuya'dan "東京テレポート-Tokyo Teleport"a geldik.Bura'da " フジテレビ-Fuji Terebi" var.
Kızımla bayıldık:) çok güzel bir yermiş. Şehrin göbeğin'de "お台場-Odaiba"plajı varmış.
Tertemiz kumsalı,Tekne turları,restaurantlar,kafeler. Günü birlik tatile birebir yer.
İlk önce kızımla öğle yemeği için "McDonalds" a girdik. Karnımızı doyurduk.
Ondan sonra da tekne turuna geçtik:) kişi başı 750 yen. Çocuklar bedavamış yuppii
Sadece kendime aldım bilet. 30 dakikalıkmış tur. Aynı İstanbul boğazına benziyor burası.
Boğaz köprüsü var. Etraf yüksek gökdelenler le dolu.
Doğa manzarası sadece denizle ibaret değil.
Birdeeee Fuji TV nin binası. Bu doğa manzarası gibi muhteşem bir yapı yapmışlar.
Tekne uzaklaştıkça Fuji TV kendini dahada bir güzel gösteriyor.
Yarım saat deniz havası alıp bitirdik turumuzu. Sıra geldi Fuji TV binasını gezmeye:)) dışarıdan giriliyor bu binaya.
TV stüdyoları var. Canlı yayındaydı bir çoğu da.
5. Kat'a çıktık. İlk önce resim sergisi vardı.
TV sunucuları, artistler,aktrisler, animeleri portreleriyle donatmışlar duvarları.
Kızım sevdiği tüm karakterle resimler çekti:) hepsine de kendini uyduru verdi:))


En çok sevdiği de "サザエさん-Sazae san" nın maketlerinde oyalandık:)) çok tatlı sevimli bir ailenin animesi bu. 
Kesinlikle izlemenizi veya okumanızı tavsiye ederim.
İyilikten ve ailenin öneminden bahseden, büyük bir aile olan bir çizgi filim bu.
Fuji TV stüdyolarını gezdik. İçine giremedik. Çünkü o an çekimler vardı. Belki katılabilirdik ama yukarıları gezmeyi tercih ettik.üçretsiz 3 kat gezebiliyorsunuz binayı. Ama en üst kat 7. Kattan sonrası manzaraya dönüştüğü için ücretli yapmışlar. Çıkmadım okadarda.
Fuji TV'yide 3 saat kadar gezdik bitirdik. Oyalanmadan benim için tokyo'ya gelme nedenlerimden en önemlisi olan Tokyo camisi ni ziyaret etmeye geldi sıra.
Tokyo geniş ve karışık bir memleket. Her yere trenle gidemedim :) konsolosluktan çıktıktan sonra yürümeye başladık.
Meşhur "Harajuku" sokağına girdim. Sağlı sollu mağazalar.
Dükkanlara çağıran tezgahtarlar. Aynı mahmut paşa gibi önünü kesip içeri çağırıyorlar.
Cidden burası aynı "Mahmut Paşa" yaa birazcık da alışveriş yapak dedik hehehe
Zorla yaptırıyorlar insana:) sokak araları da var ama ben meşhur sokaktan girdim.
Diğer uç'tan çıktım. Tren istasyonuna çıkıyormuş sokak.
Sordum oradakilere "Oyamacho-大山町" ne tarafta diye tarif ettiler sagolsunlar.
Üstten aşağı bir yol. Tokyonun o çok meşhur "Meiji Jingu- 明治神宮" park'ı ve o park'ta bulunan tapınağın yanından geçiyormuş.
Biraz düşündüm çok içine girsem saatim yetmeyecek. Tapınağı ziyaret etmektense erken vakitte camimi ziyaret etmem daha hayırlı olur dedim ve kıyıdan köşeden az az girip gezerek parktan çıkıp yolumuza devam ettik.

Yaklaşık bir saat yürüdük kızla:)) sonunda yürürken birde gözüme bir minare ilişi verdi yaaa
Ay bende bir sevinç. Resim çektik kıza gösterdim. Çocuk ilkkez cami gördü mâlesef.
O yüzden anlatmaya taaa yolda başladım:) ne olduğunu içinde ne yapılacağını.
Camimize yaklaştıkça kendini belirtmeye başladı. Tokyo'da buz gibi binaların ortasında bir Osmanlı eseri.
Müslümanlığın simgesi öyle bir güzelliği vardıki. Tarifi imkansız.
Küçük Süleymaniye, Sanki onun maketini koyu vermişler tokyonun ortasına.
Öyle çok ta kıyıda köşe'de uzakta değil. Shibuya'ya çok yakın.
Benim gibi yürüme hastası değilseniz trenle 10 dk lık bir mesafede:) birde tokyo'yu sokak sokak,Cadde cadde gezmeyi tercih ettim.
İyiki de öyle yapmıştım. Çünkü öyle yapılarla, öyle sokaklarla karşılaştıkki oturup izledik kızla:) çok farklı mahalleler vardı.
Tokyonun yarısını iki günde gezdik desem inanırmısınız?:) tren az kullandım.
İki koca günüm vardı. Alışveriş işine girişmedim. Sadece gözlemlemeler, yürüyüşler yaptım.çok çok memnun da ayrıldık Tokyo'dan. Tokyo Camii Tarihçesini Merak eden arkadaşlar burayı tıklayın..
Gece 10'da shibuya'dan otobüsümüz kalkacağı yere kadar dolu dolu yedik,içtik,yürüdük gezdik:)) bir daha'da gidemedik.

Tokyo Camii ziyaretim..

1917 yılında Rusya’da meydan'a gelen Bolşevik İhtilali’nden sonra Orta Asya ülkelerinde yaşayan Müslümanlar çeşitli işkence ve zulümlere maruz kaldılar. Hayatlarını kurtarmak için o bölgede yaşayan müslümanlar başka ülkelere göç etmeye başladılar. Bir kısmı, Orta Asya’dan Sibirya demiryolu ile Mançurya’ya gelerek yerleşmiş, bir kısmı da küçük çaplı ticaret vesilesiyle Kore ve Japonya’ya yerleşmeye başlamıştır.
Ülkelerinden kaçıp Mançurya’ya yerleşen sığınmacıların pasaportları olmadığından başka ülkelere gitmek için vize alamıyorlardı. Ancak o dönem Japon hükümetinin 1.500 Yen teminat karşılığında vize verdiğini öğrendikten sonra, 1920’li yıllarda Mançurya’ya sığınan Kazan Türkleri Japonya’ya gelmeye başladılar.
Kazan Türkleri kısa zaman içerisinde Japonya’daki hayata ayak uydurdular. Özellikle Japonya’nın iklimi onlara hoş geldi. 1922 yılında Tokyo’da meydana gelen büyük depremden sonra, Amerikan Hükümeti Tokyo’daki yabancılara yardım için ülkesine davet etmesine, hatta Yokohama Limanı’na Özel gemi göndermesine rağmen Kazan Türkleri bu daveti kabul etmediler ve Japonya’dan ayrılmayı istemediler.
Japonya’ya ilk gelen Kazan Türkleri Kobe ve Tokyo şehirlerine yerleştiler. Tokyo da ilk yerleştikleri bölge ise Okuba semtidir. Abdulhay Kurban Ali (1890-1972)’nin Japonya’ya gelmesiyle Japonya’ya gelen Kazan Türkleri daha organize olmaya başladılar ve 1922 yılında Abdulhay Kurban Ali’nin başkanlığında Mehalle-i İslamiyye adıyla bir dernek kurdular. Kazan Türklerinin T.C. vatandaşı olmasından sonra, 1953 yılında, bu derneğin adı Tokyo Türk Derneği olarak değişmiştir.1933 yılında Abdurreşid İbrahim’in Japonya’ya gelmesi, Japonya’ya sığınan Kazan Türkleri için ikinci bir dönüm noktası olmuştur. Zira Abdurreşid İbrahim bu tarihten önce Japonya’ya yaptlığı seyahatler esnasında bir çok Japon devlet adamıyla tanışmış ve dostluk kurmuştur. Bu ilişkiler çerçevesinde, Kazan Türklerinin hayatını daha da kolaylaşmıştır. Abdurreşid İbrahim 1944 yılında Tokyo da vefat etmiş olup, Tamareien Mezarlığı’nda medfundur.


Kazan Türkleri giderek artan çocukların eğitim ihtiyacını karşılamak için 1927 yılında Japon Hükümetine okul açmak için müracaat ettiler. Alınan izinden sonra, Shinokubo semtinde bir bina kiralayarak 1928 yılında Mekteb-i İslamiye adıyla bir okul açtılar. Ayrıca bu binanın bir bölümünü mescid olarak da kullandılar. 1931 yılında Tomigaya semtinde bir bina alınarak okul binası buraya taşındı. Mektebi İslamiye’de öğrenciler Türk ve Tatar hocalardan Türkçe, Tatarca, İngilizce ve Rusça öğreniyorlar, ilkokul müfredatındaki bütün dersleri de Japonca okuyorlardı. Okulda, milli ve manevi duyguların çocuklara aktarılması için çeşitli aktiviteler düzenliyorlardı.
Tiyatro oyunları bu gaye ile gerçekleştirilen faaliyetlerin bir çeşidi idi.
Daha sonra birkaç Japon şirketlerinin yardımı ile Shibuya semtindeki bir arazi satın alındı ve bu araziye 1935 yılında okul binası yapılarak, okul Tomigaya’dan buraya taşındı. 1938 yılında ise okulun yanındaki arazi üzerine Tokyo Camii inşa edildi.
Müslümanların dini ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayan Tokyo Camii’nde zamanla çeşitle hasarlar meydana gelmeye başladı. 1986 yılında Cami binası yıkıldı. Daha sonra cami ve okulun bulunduğu arazi, cami yapılması şartı ile T.C. Devleti’ne hibe edildi.

YENİ TOKYO CAMİİ’NİN YAPILIŞI
Arsa mülkiyetinin T.C. Devleti’ne geçmesinin ardından 1997 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bir çalışma başlatılarak Tokyo Cami Vakfı kurulmuştur. Vakıf Kurucuları arasında dönemin Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz, Diyanet İşleri Bşk. Yrd. Sami Uslu, Diyanet İşleri Başkanlığı Emekli 1. Hukuk Müşavirleri Ahmet Uzunoğlu ile Şemsettin Yazırlı yer almıştır. 12 Nisan 1996 tarihinde temeli atılan caminin, 30 Haziran 1998 tarihinde inşaasına başlanmış ve  cami 30 Haziran 2000 tarihinde ibadete açılmıştır.
Cami açılışını Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ve Tokyo Büyükelçisi Yaman Başkut yapmıştır. Açılışa Japon hükümet temsilcisi, Shibuya Belediye Başkanı, İslam Ülkeleri Büyükelçileri, Türk ve Japon basın mensupları, Japonya’da İslami faaliyet gösteren dernek temsilcileri ve büyük bir cemmat topluluğu katılmıştır.

19 Mart 2016 Cumartesi

Osaka Swiss Otel'de Kahvaltı

Bugün kahvaltıyı evde yapasımız gelmedi:) dışarda yiyelim dedik.
Genelde kahvaltı için "Subway" sandviç&cafeye gidiyoruz. Aynı türk kahvaltısını andırıyor:)
Arada bir de Namba'da bulunan "Swiss Otel"in 36. Katında bulunan İtalya restaurant " Tavola 36" da yapalım diyoruz:)
Bu arada bir türk aşçısı var bu restaurantın :)
Hem'de onu ziyaret etmiş olduk. Eşimin türkiye'den de eski arkadaşı oluyor kendisi.
Birlikte türkiye'de ve osaka'da çalıştılar. Çalıştıkları yer kapanınca bunlarda dağıldı maalesef.
Sık sık gidiyoruz Swiss otel'e. Öyle sık sık gidiyoruz derken çok lüks gelmesin gözünüze:)
Çok uygun fiyatları. Türkiye'deki gibi'de sadece üst kademeler değil, alt kademelerde burada yemek yiyebiliyorlar:)
Bir kişi 2700 yen. Sınırsız açık büfe. 2 saat gibi bir zaman süresi var ama zaten bir saat dolmadan da çatlıyorsun yemekten:))
Bu fiyat öğle yemeği fiyatı. Sakın ben dedim diye akşam yemeğine gidip'te neden 2900 değilde 6900 demeyin:)
Çünkü Japonya'da öğle yemeği çoğu restaurant ve lokantalarda indirimli oluyor.
Bir lokanta'ya gidip 500 yen'e bile karın doğurabilirsiniz:)


Arada bir kendinize bir güzellik yapıp, İtalyan veya fransız restauranta gitmek de çok keyifli:)
Türkiye'de öyle bir uçuk fiyatlar varki, değil Swiss otelde  karın doyurmak..
Kahve içmek bile uçuk fiyatlarda:) tr de insanın cebindeki parasından çok.
Üst başına bakarak içeri buyur edip edilmeyeceğini anlıyor kapıdaki vale'ler..
Japonya'da Swiss olsun, Hilton olsun öğle yemeği yiyebiliyorsunuz.
Öyle üzeriniz'de kürk, kolunuz'da " Louis Vuitton" lar, gözünüzde "Gucci" gözlükler olmasına gerek yok.
Şöyle bir çevreme baktım da, üstünde basit bir tşort, altında bir jeans pantolon var. Otel bizim evin hemen karşısında.

16 Mart 2016 Çarşamba

Namba "Minatomachi Free Market" Bit Pazarı..

Yine ziyaret etmekden keyif aldığım bir yeri tanıtıcam size:)
Bu seferki bir mağaza, restaurant veya gezi değil.
Burası, klasik adıyla "Bit pazarı". İkinci el pazarı " Free Market".
Her ay'ın son pazarı kuruluyor. Namba'daki "Osaka FM" in hemen dibinde açılıyor.
Nehir kenarında. Pazar sabahları gezi ve yürüyüş için, stres atmaya bire bir iyi geliyor.
Ben burada cidden stres atıyorum ya??:))
Alışkınız ya pazar ortamına. Acaba o yüzden mi çok seviyorum?
Japonya'yı bilen bilir. Pazar kurulmuyor maalesef. Herşey market ve manav rayonlarından.
Öyle seçmece iş yok. Paketlenmiş hazır halde satılıyor.
Neysem gelelim konumuza. Bir pazar sabahına daha geldik. Hava misssss
Güneşli. Nehir kenarından giriliyor buraya. İlk girişte sağlı sollu tezgahlar.
Biraz içeri girince bu konser alanına geliyorsunuz. Yanında da ressam habire çiziyor:)
Her hafta bir grup konser veriyor. Tam karşılarında en az 250 basamaklı merdiven var.
Yorulan oturup hem yemek yiyorlar hemde konseri dinliyorlar.

Osaka FM nin üst katından görünüşü böyle:) bazen çok tezgah ve çok insan oluyor.
Bazen de az tezgah açan. Tezgah açmak ücretli. 2500 yen di sanırım.
Eğer kullanmadığınız kıyafet,takı, ayakkabı, kap kaçak, küçük biblolar, valizler, taşına bilir mobilya eşyalarını burada satabilirsiniz..
Sabah erkenden giderseniz fiyatlar pahalı oluyor.
Ama çeşitlerde fazla oluyor:) öğleden sonra giderseniz ucuz oluyor ama ürünler azalmış.
Ortalama 500 yen oluyor parça başı. Akşama doğru 500 yen olan ürün akşam 100 yen'e kadar düşüyor:) çoğu ev hanımları açıyor tezgahları. Çoluk çocuğun birikmiş kıyafetleri, oyuncakları oluyor. Adamlar bir biriktiyor, 10 senelik birikim oluyor bir çoğu:)
Sırf satmak için depolara kaldırılıyor. Benim birkaç arkadaş bu şekilde sattığını söylemişti bana.
Şaşırmıştım ilk duyduğumda. Ama düşündükçe mantıklı gelmeye başlamıştı banada:)
Sonra bende biriktirmelere başladım:)) pazarda tezgah açmadım hiç ama,
"Book-off" ile "Kinji" de parça başı satıyorum.
Markalar tane başına daha yüksek fiyatlardan satabiliyorsunuz.
6 ay'da bir, 1 valiz götürüyorum:)
Bit pazarı dediğime bakmayın. Çoğunluğu ikinci el ama yıkanmış, ütülenmiş, gıcır gıcır.
Bir'de sıfır mal'da çok fazla. Hiç giyilmemiş, hatta etiketi üzerinde her çeşit ürün bulunuyor.
Ben ilginç eşya arayışındayım aslında:) öyle güzel, orijinal japon bibloları, tabloları çıkıyor ki bayıla bayıla alıyorum:)
Türkiye'deki eve biriktiriyorum. Bu da benim hobim işte:))
Bu alt'ta size site adresini veriyorum. Orada tarihlerini takip edebilirsiniz.
Namba'daki, her ay'ın son pazarı bu değişmez bir takvim. Eğer satış düşünürseniz, iletişim bilgileri de mevcut.
Hadi iyi geziler:) rastlaşmak üzere görüşürüz:))
Free Market Hompage

Osaka Dome'da 3D Art Sergisine gittik :)

Geçenlerde "Osaka Dome" un en üst katında bulunan sergi bölümünde "3D Art" sergisi vardı.
Kızın ilk okulundan bedava bilet geldi. Ama sadece ilkokul çocuğu bedava.
Abisiyle ben 500 yen ödeyip girdik. İlk defa böyle bir sergiye gittim.
Muhteşem birşeymiş yaaa. Gerçekçi gibiydi:)) foto çekiyorlardı ama ücretli.
Kendi makinemizden çekebilirmiyiz diye sordum? Olur dediler.
Aldım makineyi elime, önümüze gelene uyarladık kendimizi:)
Bu ilk çekimimiz oldu:) kız, merdivenden kurtulmayı bekliyormuş gibi yaptı.
Bende onu kurtaran anasını oynadım:)) çok gerçekçi değilmi ya??
Hahaha oğlan'da "Drakula" nın kankası "Frank" dan kaçarken kuyuya düşüşünü oynadı:)
Ben'de uçan halıyı bulmuşumda binip uçmaz mıyım:)
Bir tur atmazmıyım:) süper manzara vardı aşağıda: p
Sonra bizim çocuklar sirk'e katıldılar:)) oğlum tam bir şaklaban,
Kız'da çok cesur yürekliydi canımmmm:)
Sonra bende katıldım sirk'e:)) akrobat gösterisi sergiledik efendimmm
Ordan oraya uçtuk çocuklarla:)
Birde bir baktık bizim kız su samur'un ağzına düşmüş:)
Abisi hemen koşup yetişti imdadına:))
Abiyi'de "Samuray" lar kurtardı:) boşuna oğlan japon oldu demedik canım:)
Var bir yetenek içinde:)


Aman allahımmm.. Yürürken bacaklarıma birşey sarıldı?
Bir dönüp baktım kiii canavar mı desemm. Yanmış bir ruh mu desem?
Allahım kurtar beni diye bağırdım:))
Ben canavarla uğraşırken, oğlumda yamyam olmuş..
Kızı tavaya koyup pişiriyordu: (
Zar zorrr kurtuldum canavar dan. Kızı da abisinin elinden kurtardım.
Gezerken bir de baktım çocuklar kayboldular? Yanımda değiller??
Bir sağa bir sola baktım. Allahım buneeee..
Çocuklar ufalmış,küçülmüş bir kürenin içine koymuşlar: ( 
Tam'da onları kurtarmaya çalışırken, mısır tanrısından tekmeyi yedimm.
Yer'e yapıştırı verdi herif beni:))
Çok şükürrrr çocukları kurtarıp kaçtık ortamdan:)) bayağı bir macera geçirdik şaka maka:)
Yorulmuşuz, acıkmışız. Hemen yanında bulunan "Aeon Mall" a girdik.
Çocuklarla, "Gyudon, " Soba", " Tempura" ve içecek alıp yedik.
Güzel bir gün geçirdim çocuklarla.
Çocuklarda çok keyif aldılar anneleriyle gezmekten:)

Osaka Amagazaki'de Amerikan Marketi "Costco"..

Arada bir gittiğimiz bir marketi size tanıtmak istedim..
Çok seviyorum bu marketi:) nedeni de çok büyük, çok çeşitli ve bol gramajlı olması.
Bir "Amerikan" marketi burası. Adı'da "Costco" bize bir hayli uzak.
Amagasaki de bulunuyor. Buraya gelmek için cüzdanınıza ya bir kredi kartı koymalısınız, yada en az 40-50 bin yen bulundurmalısınız:))
Cidden kendinizi tutamıyorsunuz:)) kendinize uygun okadar çok ürün buluyorsunuzki,
Bir sepet yetmiyor size:))
Bu market'te alışveriş yapmak için üyelik kartı bulundurmak mecburî.
Öyle içeri herkesi almıyorlar maalesef. Kart'ta yıllık 5 bin yen.
Bayağı pahalı bir ücret.Ama her ay alışveriş yapan, kendi arabası olan bir kişi için ağır gelmiyor bu ücret.
Bir kere türk arkadaşla ortak almıştık. Ama senede 2 kere gidebildim:)
O da bir kere arkadaşın arabasıyla. 2. de trenle:))
Ne çileydi allahım:) evdeki en büyük valizi götürmüştüm:) valizin tekerlekleri toprağa batıyordu ağırlıktan:)
sürüklemekle bile yerinden zor kalkıyordu:)
Bir daha'da almadım kart. Bende çevredeki japon arkadaşlara, türk arkadaşlara rica ediyordum.
Giderken banada haber verin diye:)
Sagolsunlar hepside götürüp getirdiler..
Çok büyük bir alan. Türkiye'deki "IKEA" veya Koçtaş" gibi dev  reyonları var.
IKEA gibi yeme, içme bölümü'de bulunuyor. Pizza, sandviç, salata, içecek vs.
Pizzasi çok büyük. Bir bütün pizza ile 4 kişilik bir aile tıka basa rahatlıkla doyuyor.
İsterseniz burada hemen dilim pizza alıp yiyebiliyorsunuz.
İçecek olarak da bardak satın alıp sınırsız içebilirsiniz.


Annemin gelişlerinden birinde sağolsunlar japon arkadaşlar la yine gittik.
Benim canlarım, Bacılarım oluyor bu güzeller. Ailem yanımda değil diye, benimle hastalığım'da da, doğumumda da hep ilgilendiler.
Bir gün bile yalnız bırakmadılar kötü günlerimde.
İçecekler,En az 3 veya 5 litre oluyor. İki kutu aldım, iki hafta gitti bize:)
Türk çeşitleri de bol burada. Turşu, kuru Yemiş, çikolata çeşitleri.
Peynir, zeytin çeşitleri de hem büyük boy hemde uygun.
Sadece yiyecek, içecek değil. Elektronik eşya'da satılıyor. Marka gözlük, saat, çantalar.
Diğer dükkânlardan %50 ye varan indirimlerle satılıyor. Eşime burada orijinal "Ray-Ban" ı,
6900'a aldım:) TV, bilgisayar, tabletler de çok uygun.
Evinize elektronik eşya alacaksanız,  çevreniz'de Costco kartı olan bir arkadaşınıza rica edin.
Birlikte bir gidip bakın:)

Ennnnn sevdiğim reyon'a geldikkkk:)) ekmek, pasta, kurabiye, kek, bisküvi ne ararsaniz var:)
Hemde kucak dolusu poşetler'de. Paketi 670 den başlıyor. Kuruvasanları bir harika.
Kek kutusu var 6 lı paket. 800 yen civarında sanırım. Bir tanesiyle doyuyorsunuz.
Okadar irice anlayacağınız:) sandviç ekmeğini bol alıyorum.
Lavaş da çok uygun. 40 lı paket 1000 yen civarında.
Temizlik ürünleride çok iyi burada."Ariel" alıyorum.
İkisi bir arada 800 yen:)) bende iki paket alıyorum 2 kiloluk teki.
Bana 3 ay yetiyorlar:) kasa'ya yanaşa kadar sağlı sollu koy sepete, koy sepete yap.
Kasaya bir git 30 bin yen. 40 bin yen. Ağır da geliyor insana:)
Ama hangisini bırakayım??:))
Arkadaşlar şok geçiriyor benim alışverişi gördükçe:) napayım her zaman yakalayamıyorum kimseyi:))
bulmuş ken de aylık yapıyorum alışverişimi:))
Şimdik geldik bu erzakları buzdolabına sığdırmaya:))
İmkânı yok sığmıyor valla.. Yarısı içeride. Yarısı dışarıda. Bütün mutfak dolapları, kiler, heryer kek,pasta,börek,lavaş,ekmek,peynir,zeytin,abur cubur dolup taşıyor bir hafta:)
Çok şükür veren Allahıma...

12 Mart 2016 Cumartesi

YÖS Deneme sınavı "İstanbul Aydın Üniversitesi"..

Bu yazım "Üniversite için Japonya'dan Türkiye'ye gelmek" in devamı.
Size adım adım yaşadıklarımızı, başımızdan geçenleri, gerekli işlemleri anlatmaya devam edicem.
Bu yıl biz, bir dahaki sefere siz yaşayacaksınız.
Eminimki bu yazılarım işlerinizi kolaylaştıracaktır:))
Evett çocuğu türkiye'ye getireli 10 ay oldu..
Yurt dışından gelen öğrenciler "Yös" (yabancı öğrenci sınavı)na girme zorundadır.
Ve bu sınava üst üste 3 yıl giriş hakkı bulunmaktadır..
İlk "Yös" denememiz hazırlıksız olduğu için başarısız geçmişti..
Bu yıl 2. Şansımızı deniyoruz. Ve elde var son 1 :))
Bu yıl, 7 ayımızı ve 7 milyarımızı bu yola adadık:))
7 aylık "Metropol Dershaneleri" YÖS hazırlık kursunun bitmesine son 2 ay kala,
Bugün 12-03-2016 tarihli ilk deneme sınav gününe geldik çattık.
Sınavımız " İstanbul Aydın Üniversitesi" " Florya kampüsünde " olacak.
F Blog, saat 12:00 de seviye ölçme sınavına giriyoruz.
Bizim ev Esenler'de. Esenler'den, Beylikdüzü- Beşyol'a gelmek için çıktık yol'a..
Ev'den şirinevler-Ataköy Metrobüsüne kadar kendi arabamızla geldik.
Arabayı, şirinevler sokaklarında bir yerde park edip, Beylikdüzü istikametine doğru metrobüse bindik.3 durak sonra  Beşyol'da indik.
Ordanda 10 dakika kadar birşey yürüyerek kampüse geldik.
"Atatürk Hava Alanı'na sınır bir yerdeymiş. 3 dakikada bir uçak kalkış sesiyle irkiliyoruz geldik geleli:))
İstanbul Aydın Üniversitesi Florya Kampüsü muhteşem, harika ve çok zengin bir yermiş:))

Bu sınav çok önemli değil aslında.. Katılmak isteyen katılıyor..
İstemeyen katılmıyor. Sadece Seviye ölçmeye yarıyor.
Acaba gerçek üniversite sınavında ne kadar alabilirim? Durumum ne derecede?
Dersane'de henüz bütün konular bitmiş değil aslında.
Eksik bilgilerle deneme sınavı biraz mantıksız geliyor??
Haydi Allah zihin açıklığı versin oğluşummmm
Sonuç bir hafta sonra çıkacak. Buraya yazarım merak etmeyin :))
Oğlumla birlikte tüm öğrencilere başarılar dilerim.
Sonuç: güzel geçen bir sınav.. puanı ortalama 60 larda.. asıl sınavlara hazırız....
Sırada " Yıldız Teknik " , " İstanbul " , " Kocaeli " , " Namık Kemal " sınavları var..
Haydi Bismillah..

10 Mart 2016 Perşembe

Osaka Nipponbashi Anime Festivali.

Cosplay Anime delileri size sürprizim var:) bu ay Osaka Nipponbashi'de "Cosplay"Anime karakterlerin Sokak festivali var:))
Osaka'ya gelmeyi düşünenler.
Şuan osaka'dayım ama ne yapsam diyenler:)
Bu yıl 12. Kez düzenlenen festival.Her yıl Mart ay'ında 20'si gibi düzenleniyor..
Bu sene 2016-03-20 de.. Sakın kaçırmayın. Türkler bu festivale, Deliler festivali diyor:)
"Nippombashi"Japon pop kültürü için kutsal bir yerdir.
Ülkenin dört bir yanından 10.000'den fazla cosplayer'lar bu inanılmaz Cosplay geçit için toplanıyor.
Nippombashi Elektronik Alışveriş Caddesi, muhteşem Cosplay alanına dönüşecek!
Eğer Kostümlü olarak kendiniz katılmak isterseniz,1500 yen ücret ödemek zorundasınız..
Okuduğunuz, takip de olduğunuz, delisi olduğunuz tüm anime karakterleri burada olacak:)
Okadar uçuk kaçık karakterlerle karşılaşacaksınız ki gözlerinize inanamayacaksınız:)
Her yıl Mart/ 20 veya 21'ine denk gelen Pazar günü, Nipponbashi "Denden Town" caddesi trafiğe kapanıyor.


Tamamen yürüyüş yoluna çevriliyor.
İlk önce tüm karakterler yürüyüş yapıyor.
Robot gösterileri, canlı müzik, danslarıyla ve ilginç şovlarıyla muhteşem bir şölene dönüşüyor festival.
Sevdiğiniz karakterin gösterisini izlemeye doyamayacaksınız.
Her biriyle istediğiniz kadar resim çekebiliyorsunuz..Kızım resim çekmelere doyamadı:)
Eğer her yıl bu festivali takipe almak isterseniz. Alt'da bilgilerini ekliyorum..

YER: Sakaisuji Ave. (Ebisu-Nipponbashi 3-chome)
Ebisu-cho Naniwa-ku ~ Nippombashi Chuo-ku, Osaka
TAKVİMİ: 20 Mart 2016
11: 00-17: 00
ÜCRET: Giriş ücreti yok
URL: nippombashi.jp/festa/2016/english.html

Osakada Yabancılar için Modellik Ajansı

Japonya'da yaşayan pek çok yabancı bilmez. Ben bir çok arkadaşa aracı olup, bu ajansa çocuklarını yazdırmıştım..
Bu ajansın iki kuralı var.
1. Tamamen yabancı olmalısınız. Küçük veya büyük, erkek veya bayan farketmez.
Her tür yabancıya ihtiyaç duyuyorlar. Çok ta türk var bu ajansta :)
2. Melez olmalısınız en azından.. Anne veya baba farketmez. Bir taraf japon olabilir.
Bu genelde çocuklar için geçerli. Çoğu çocuğun annesi japon baba yabancı oluyor.
%100 japon kökenli kabul etmiyor bu ajans. Çok tatlı bir bayan japon işletiyor.
Konuşması, iletişimi rahat bir insan. İngilizcesi ileri derecede.
Japoncam yok ben yapamam demeyin:) ingilizceniz varsa hemen başvurun.
Film, Fotoğraf çekimi, Dizi oyunculuğu, Dergi katalog çekimleri, Reklam çekimi..
Her türk çekime oyuncu veya model olarak gönderiyor sizi.
Ben kızı da, oğlanı da yazdırdım. Kız bir kaç çekime girdi.
Çekim başı 30 bin yenden başlayan ucretler oluyor.


Gireceğiniz projeye göre değişebiliyor. En son çekim 60 bin yen di sanırım.
Çocuklarda her 6 ay'da bir. Yetişkinlerde yılda bir formunuzu yenilemeniz şart.
Yenilemediğiniz taktirde kaydınız siliniyor..
Çocukların veya kendinizin, boy,beden,göz rengi, ayak no, saç rengi, özelliklerinizden bahsediyorsunuz..
Yiyemediginiz veya allerji olduğunuz besin veya nesneyi belirtmek zorundasınız.
Yoksa doğacak her hangi bir sorundan siz sorumlusunuz.
Ben kızım ve oğlum için,
"Alkol ve Domuz ürünleri" yiyemiyor..
"iç çamaşırı" reklamına çıkamaz diye belirtmiştim:))
Resime tıkladığınızda farkedersiniz:) oğlanınkini bulamadım nereye atmışsam resmi:))
Bayan Osaka'da çalışıyor sadece. Ama iş tüm Japonya genelinde olabiliyor
Sizi oraya kadar gönderebiliyor. Tüm masraflar şirkete ait:))
Site adresi: Km-kikaku. com buradan iletişime geçebilirsiniz.

Bisikletle Osakajo gezisi

Bugün havanın güzelliğine kendimizi kaptırı verdik heriii :) (çorumluca)
Hava misss, eş izinli. Ben izinli. Kahvaltı'dan sonra ne yapsak ne etsek dedik??
Bisiklet turu yapalım diyip çıktık yola. Aklımıza "Osaka Kalesi" geldi..
Namba'dan "Biccamera" caddesine çıktık. Biccamerayi verin sağ kolunuza,
Dümdüz gidin.. Dört yol ağzından karşıya geçin..
Karşınıza öyle bir yokuş çıkacak ki, bisiklet pedalı çevirmeye gücünüz kalmayacak:)
Ha tam doğru tarafa gelmişiniz demek:)
O tepeciği tırmanmak için bir zahmet bisikletten inin:)
Bisikletle çıkmanın mümkünatı yok canım benim:)))
10 dk falan sürüyor. Düzlüğe geldiğinizde durun orda!
Şimdi sol kol tarafına doğru geçin ışıklardan karşıya:)
Bisikletle tahminen 15 dk düz gidin. Hiç bir yere sapmayın!!
Önce düz gittiğiniz cadde, zamanla yokuş aşağı olacak. Devam edin...
Yokuş bitimine yakın hep sağ tarafınıza bakarak gidin..
Cadde aralarında "Osaka kalesi" ni  görene kadar devam edin..
Gördüğünüz yerden sağ tarafa ışıklardan karşıya geçin:)) evett geldik..
Osaka jo parkı çıktı karşınıza.. Okadar büyük ki. En az 4 girişi ve çıkışı var sanırım.
Trenle her gittiğimde farklı yerlerden girdim çünkü..
Bisikletle her yere 25-30 dk da varıyorsunuz..


Havanın güzelliğinden yararlanıp her hafta bir bisiklet turu yaparız biz karı koca:)
Arkadaşlarını da çağırdı eşim. Parkın güney girişinde bulunan havuza soktuk ayakları:)
Çok güzel çiçekçiler var o girişte. Birde akarsu. Yazın çocuklar içinde yüzüyor:)
Geniş çocuk parkı da var. Tam bir çocuk panayırı na dönüyor yaz'ları bu giriş.
Yerlerde oturanlar, piknik yapanlar bu bölümde oluyor.
Osakajo'da piknik bir harika oluyorrr.
Heryer yem yeşil. Su akıyor. Çocuk parkları, Yürüyüş yolu, bisiklet yolu, antrenman yapan sporcular, yarışlara katılacaklar burada çalışmalar yapıyor. Yaşlılar, kendi grup arkadaşlarıyla burada etkinlikler, yarışlar düzenliyor.
Çimlere uzananlar.. Barbekü yapanlar.
Uffff anlattikça yaz gelsede gitsek geldi içimden:))
Osaka jo 4 köşeli bir bahçe içinde kale dir. Bu anlattığım köşe dışında diğer köşeleri sadece gezmelik, seyirlik, resim çekmelik.
Ama hayat güney girişinde "JR" la gelirseniz tam da dediğim köşeden girersiniz:)
japonları günlük yaşantılarını, hayatlarını, nasıl bir gün geçirdiklerini merak edenler bir de osakajo da görsün :)
Bizim piknik kültürümüzle bire bir aynı:)
Nasıl ki Amerika New york'un " Central Park" ı şehrin Can damarı..  Osaka'nın can damarı'da
"Osaka jo" dur.. Osaka'nın göletleri, nehirleri, doğa harikası piknik alanlarıyla en çok ziyaret edilen ve piknik yapılan parkıdır..
Muhteşem bir izin günüydü.
Eşimle birlikte gittik konbini marketine aldık "お弁当-Obento"larımızı,
(Türkçe'de çocuklar için beslenme, büyükler için azık) yiyecek ve içeceğimizi.
Oturduk bir yeşilliğe ufak bir piknik yapıp geldik:))
Her yaz ziyaret etmezsek olmaz tek yerimiz:))

9 Mart 2016 Çarşamba

Kyoto'da Türk Gecesi

Japonya "Türkiye konsolosluğu" ile Kyoto Belediyenin ortak  çalışmalarıyla düzenlenen "Türk Gecesi" ne katıldık..
Ziyaretçi olarak değilde, Türk katılımcılar olarak oradaydık.
Ben, türk motifleri, Oya, Dantel Stantı ile ilgilendim.
Diğer arkadaşlarım, Maraş dondurması ve Türk kebabı Stantı açtılar.
Sponsor olarak, "Türk Hava Yolları" geldi. Yine arkadaşımız olan Fatih bey vardı o stant'da.
Çok büyük bir organizasyon düzenlemişler..
İleri gelen japon iş adamları, türk konsolosumuz, japon konsoloslar, Kyoto belediye başkanı ve bakanlar hepsi oradaydı..
Keihan'la 45 dakikada gittik Kyoto'ya.Namba'dan Temmabashi'ye, oradanda Keihan'a binip gittik.
Sadece gidiş 1000 yeni tutmuştu. Gidiş, geliş 2000 yen civarı.
Saat öğlen 13:00 gibi oraya vardık. Eşyaları indirip herkes kendi stantını kendi kurdu.
Ben bana ait oya, Dantel  işlerimi ve Osaka türk kültür merkezinin küçük bir şubesi sahibi
Kamil beyin getirdiği hediyelikleri serdim.
Diğer şehirlerden gelen, Halıcılar, Hediyelikciler, Kyoto türk kültür merkezi üyeleri..
Küçük bir Türkiye, mahmut paşa olmuş sanki burası:)
İki günlük bir festival'di. İki gün üst üste Namba'dan Kyoto'ya gidip geldim çocukla:)
Bir çok şehirden, türk dans hocalarından eğitim almış Japonlar'da, hünerlerini sergilediler tüm gece:) süper becerikli Hatunlar vardı:)
İlk girişte, türkiye'den bir çok fotoğraf sergisi vardı. Türk insanı ve doğal güzelliklerini sergilemişler..
Hemen karşısına büyük pankartlarla THY nin afişleri vardı:)

Kulağa çok güzel bir türk müziği, buruna nefis türk tatları geliyordu..
Sanki panayır meydanı gibiydi.
Japonlar nereye saldıracağını şaşırmış durumdaydılar:)
Saat 11 gibi kuyruk oluşmaya başlamıştı girişte. Hemen  açmadılar kapıları.
Öğle gibi çoğalan kalabalığı, akşam 17:00 de kapıları açarak içeriye Buyur ettiler.
Ben yanıma tatlişkomu getirmiştim:) çünkü sabah 11 gibi çıkmıştım evden
Akşam 11 gibi eve varacaktim. Çocuğu bırakmadım kimseye.
Hemde türk festivaline hiç katılmamıştı..
Gece sonunda Havai Fişek Gösterileri düzenlendi. Gökyüzü pırıl pırıl.
Türk müzikleri, mehter marşı ve lazer gösterisi düzenlendi..
Maalesef stant çalışanı olarak bir türlü konsolosumuzla görüşemedik.
Geldi stantları gezdiler fakat başım kalabalıktı:)
Yoğun ilgiyle karşılaştık. Hiç beklemiyordum bu kadar ilgiyi.


6 Mart 2016 Pazar

Japonya'da Yaz tatilini ucuza getirmenin yolları :)

Bugün size en sevdiğim işi; tatili en ucuz yolla nasıl yapabiliriz onu anlatıcam:))
Gezme diyince akan sular durur biz'de:) Helede japonyayı?? Oooo orda durun:)
İlk geldiğimde dil diş yoktu.. Ve daha geldiğim mahalleyi, semti, şehri tanımakla meşguldüm.
O yüzden bir kaç yılı buldu Japonya turlarımız:)
İlk zamanlar 4 yaşında bir çocukla, 3 kişilik tatiller uygundu.
Yol masrafı, otel masrafı çekilebiliyordu. Ama zamanla çocuk büyüdü..
İkincisi geldi, o büyüdü derken 4 kişilik bir aile seyahati 2 katına çıktı:)
Eskiden 4 yıldızlı otellerde tatil yaparken şimdi "旅館-Riyokan" yani pansiyonlarda yer ayırtmalar daha cazip gelmeye başladı:))
Wakayama'da bulunan Urashiyama Otel tatil merkezini size şiddetle tavsiye ederim.
Namba'dan Wakayama'ya, Wakayama'danda "Urashiyama" ya aktarma yapıyorsunuz.
Urashiyama bir sahil kasabası. Ton balığıyla meşhur küçük bir köy.
Sizi karşılayan bir tekne var. Urashiyama Oteline bedava götürecek tekne servisi bu.
Yani Beleşşş:)) Bu otel'de hem kaplıcası hemde denizi bulunan denizin ortasında bir ada'da yapılmış 3 binadan oluşan 4 yıldızlı otel.
İçinde alışveriş merkezi, oyun salonu, yüzme havuzları, kaplıcaları, saunaları ve 5 yıldızlı otel kalitesinde sabah ve akşam açık büfesi bulunan restaurantıyla mükemmel bir yer.
Yani aradığınız herşey bu adacık üzerinde bulunan otelde yok yok!
4 kişilik bir aile, 4 gece 5 gündüz 100 bin yen ödedik.insan içinde hiç sıkılmıyor!
Denizdenmi sıkıldın, bir değişiklik yap bugün açık/kapalı kaplıcaya gir.
Su'dan mı sıkıldın alışverişe git. Oyunmu istiyorsun oyun salonuna gir.
Tatlı su mu seviyorsun sadece havuzlarda geçir tatilini..


Köy tatilinden fazla birşey beklenmez ama sakinliği, kuş sesleri, bahçeleri, doğallığı benim gibi çok seviyorsanız size böyle küçük kasabalar tavsiye ederim..
"Riyokan" larda geceliği 2 bin yene kalabiliyorsunuz.. Yemekli olursa 5-6 bin yeni buluyor.
Her köyün yanında kesinlikle bir tren hattı geçiyordur. Ulaşımı çok kolay.
Burası'da Osaka'nın hemen bitişiğindeki "兵庫県-Hyougoken" Şehrinin Kaplıcasıyla ünlü "城之崎温泉-Kinosakionsen" Kasabasının"竹の浜-Takenohama" adın'da küçük bir sahil köyü..
Köy dediğime aldanmayın..Burası bir yalancı cennet:))
En alttaki resim'de göreceğiniz bir manzaraya sahip..
Yine pansiyon'dan yana kullandık seçimimizi..Gelmeden önce oda ayırtırken anlaştık pansiyon sahibiyle..
Ama nasıl anlaştık? Havlu, Sabun, 3 öğün yemek, günlük oda temizliği yok!!
şaşırdınız değilmi?:))Evet bunların hiç birini istemezseniz %50 daha ucuz 4 gece 5 gündüz tatili 50 bin yen'e yapabilirsiniz.
Hemideee 4 kişilik bir aile ile:)
Havlumuzu,Sabunumuzu,Şampuanımızı,Kendimiz getirdik. Ev'de bol nede olsa:)
Oda temizliğinide ben yaptım. Hergün yatak yorganımızı havalandırmasını kendim yaptım.
Elektrik süpürgesi istedim odayı kendim süpürdüm. Yemek işinide ev'den dolma doldurdum..
Börek açtım, Bol bol bisküvi ve ramen aldım.Soğutucu kutumuz var ev'de.Ona buz torbası koyup yiyecekleri doldurdum.
Poşetede büyük boy kola,meyve suyu,su alıp getirdik
3 gün gitti bize erzak 4. ve 5. gün'de orada marketten ramen alıp yedik.
Sahildede ucuz lokantalar var oraya gidip yedik
Son 5 senedir böyle geçiriyoruz yaz tatillerini.Ve %50 daha ucuza tatil yapıyoruz:)
Ağustos ayında japonya'dasanız "お盆-Obon" denilen bir bayrama denk gelmiş demeksiniz:)
Her yerde bu obon festivaline rastlama şansınız %80 dir:))
Burası bir köy ve dans edenlerde bu köyün insanları. Okadar doğal ve samimilerki
Alıp içinize sokanız gelir:) Yaz'ın ortası olduğu için "お茶-Ocha" japon çayları servis ediyorlar.

Genellikle "麦茶-Mugi cha" (Arpa çayı) oluyor.Buzzzz gibi kana kana iç.
Haftalar öncesi hazırlıklar yapıyor köyün "ボランティア-Borantia" (Gönüllü)leri..
Anlayacağınız bu dans edenler, çay yapıp dağıtanlar,bu festivali düzenleyenler köyün İmece usulü çalışan mahalle ahalisi.
Deniz tatiline gitmek istiyorsunuz. Osaka, Kobe, Kyoto veya Nara'da yaşıyorsunuz.
Ve uzak bir yere gidemiyorsunuz.. Size önereceğim deniz "日本海-Nihon kai"
Japon denizi!! Japonya'nın doğusuna düşüyor. Haritadan bakınca kuzeyine:)
Su'yu havuz gibi..havuzdanda temiz hatta:)) masmavi, dalgasız, tertemiz.
İnsan az.. Daha sayayım mı?:))Osaka'da okadar çok denize gittik.
Nihon kai gibisi ancak okinawa'da var.
Ona da sadece oğlum gitti okul yaz kampında.. Bize nasip olmadı..
Her sene japon denizine gitmeye başladım. Burayı size Şid-det-le tavsiye ederim:))
Çok sahil kasabası gezdim, gördüm, kaldım ama buraya Aşık oldum:))
resimde gördüğünüz gibi altın kumsala sahip uzunca havuz kadar temiz denizi var.
Arkasında yat koyları. Ve balıkçı tekne koyu..
Onun yanında bahçeler, bağlar, dağ evleri, Kasaba ve bir kaç market, benzinci, fabrika

5 Mart 2016 Cumartesi

Namba Takashiyamada Türk Kuruyemişçisi.

Bayağı oldu bu resimleri çekeli ama bir türlü yayınlamaya fırsatım olmamıştı:)
Evett osaka'dasanız ve nambaya geldiyseniz size bir nostalji yaşatayım dedim:)
Namba'da "Takashiyama" avm'de bodrum katında açılmış küçük mısır çarşısına uğramanızı şiddetle tavsiye ediyorum..
Hatta Namba'ya sırf bu dükkan için gelinir:))
İlk gödüğüm'de şaşkınlıktan önce baka kalmış sonrada resim çekmelere başlamıştım :) en son fındıklı, cevizli, fıstıklı ve çikolatalı dondurma almak oldu:)
İlk önce Arap dükkânı falan sandım. Sarıklı, eski tarih resimler vardı.
Sonra baktım Sultanahmet camisi ve Galata köprüsü görünce anca anca türk dükkânı olduğunu kavramaya başlamıştım:)
Cidden hiç ummadığım bir anda ve aklımın ucundan geçmeyecek bir yerde küçük mısır çarşısı dükkânıyla karşılaşmışım bırakında şaşkınlıktan küçük dilimi yutayım artık:)


Ya yok böyle bir keyif!! Olamaz böyle bir haz.. Türk motifleriyle süslenmiş duvarları,
Her köşesinde osmanlı kokan gaz lambası, eski osmanlı gümüş çam kavanozları.
Hele hele burnumda tüten türk kuru yemişlikleri.
O kuru meyveleri gördükçe neye saldıracağımı şaşmış haldeydim :))
Eeee osaka'nın muhtarı olmak kolay değil:)) hemen aldım teli elime.
Başladım osaka'da ki türk arkadaşlara haber vermeye:))
Ve ondan sonra Facebook hesabımdan sevincimi paylaştım:)
Abartma canım artık demeyin.. İnsan hasret kalıyor o değerini bilmediğimiz mısır çarşımıza, kuru Yemişçi dükkânlarına..
Fiyatlar pahalı.. Onu belirtelim de:) sonra onca yolu kat  edip gelip 'de fiyatları pahalıymış.
Osaka'nın muhtarı bize bunu demedi demeyin:)
O elimde gördüğünüz küçük kap dondurma 500 yen'di.Sadece bir top dondurma ve teker fındık, ceviz ve fıstık koyuyorlar üzerine..
Sık sık  uğradığım  durağım oldu burası benim.. Size yerini anlatamam tam. Çok karışık bodrum katı:))
Balıkçılar reyonuna yakın. Köri yemekleri de var çevresinde.
Birde ekmek dükkânları var. Onların arasında küçük türkiyeciğim burası:)))

Japonya'nın Pembe Vagonlu Trenleri..

Merhaba Arkadaşlar,
Japonya'da yaşamanın çok rahat olduğundan bahsettim. Japonya'da çalışmanın zorluklarından bahsettim.. 
Japonya'nın doğal güzelliklerinden vs. bahsettim..
Bugün'de sizlere japonya'nın kanayan sorunu tren'de bayan olmanın zorluklarından ve sadece bayanlara ait pembe vagon'dan bahsetmek istedim..
Her gün tv'de, haberlerde, programlarda tren sapıklarını izler olduk..
Adamın üst başına bakıyorsun temiz, takım elbiseli iş adamı dersin..
Eline almış iş çantasını, içine yerleştirmiş gizli kamerayı, yürüyen merdivenden kadınların eteklerinin altından çekim yapıyor..
Günlük bir kaç tren seferi yapıp, ilgisini çeken bayanlara yanaşıp, fark ettirmeden çekim yapıyor. İnternetemi koyuyor?
Zevkine mi yapıyor anlam verilmiyor.. 
Sorulunca saçma sapan cevaplar.. Bazıları sadece zevkine yaptığını itiraf ediyor.
Genel de 40 yaşlarında oluyor bu erkekler.. Ama nadirde olsa genç çocuklarda yapıyor bunu.
İki son istasyon arasında gidip gelip özellikle mini etekli genç kızları seçiyorlar..
Japon devleti bu soruna çözüm olarak pembe vagon icat etmişler.
Ama bununda bir çare olmadığını görüyoruz.. Pembe vagonlar 7/24 bayanlara ait değil.
Belirli günler ve saatler arası olduğu için maalesef bayanlar bu tacizden kurtulamıyor.
Zamane gençlerin çoğu düşük bel pantolon giyiyor. Banada bu resimdeki gibi durum çok geldi maalesef:)) bayanlar bile var.


Çok şaşırıyordum oturdumu her yeri gözüküyor.
Bu durumdan rahatsız olan bayanlar kesinlikle kıpırdamadan sessizce durağının gelmesini bekliyor.
Bizde olsa ortalık ayağa kalkardı bu manzara karşısında:)
Ama özgürlükler ülkesi japonya'da asla karışamazsınız:)
Japonya'ya geldiniz. Tren istasyonunda trene bineceksin. Ama yere bir baktınız pembe yazılar var.
Ammannn ayağınızı kaldırın.Orası bayanlara ait bölge.
Hemen kaçın oradan:)) Ama herşeyin vakti ve zamanı var merak etmeyin:))
Hafta içi, sabah işe gidiş saatleri arasında.Şehire göre değişebilir.
Ama genel olarak 7:00~10:00 saatleri arası pembe vagonlara erkek sineğin girmesi bile yasak:)
Ve yine akşam iş çıkışı saatleri 17:00~21:00 arası bu vagonlara girmeyin sizi atarlar:)
Hafta sonu cumartesi, pazar serbest.. Ama ben her gün , her saat bu vagonu tercih ediyorum.
Çünkü diğer saatleri arasında erkek az oluyor..
Birgün oğlumla bu saatler arasına denk gelmiştimde ayrı ayrı binmek zorunda kalmıştık:)
Gerçekten çekilmiyor o saatlerde erkekler. İş çıkışı ilk önce içmeye gidiyorlar.
Sonra eve dönüyorlar. Trenin içi öyle bir içki kokuyor ki nefes almanın imkânı olmuyor..

Umeda'da "Hanshin" ve Temmabashi'de "Keihan" da yılda iki kez 15 günerlik çalışıyorum.
Sabah ve akşam bu saatler arası trene bir bayanın girmesinin zorluklarını çok iyi biliyorum..
Helede akşam o bira ve japon "Sake" kokulu vagonlarda ağzımı maskeyle kapatarak dönüyorum eve..
Sarkıntılık oldu desem yalan . Yabancı olduğum için daha da dikkatli oluyorlar.
Çünkü bir yabancıya sarkıntılığı bırak, yan gözle bakmaya çekinirler..
Bizde yabancı olunca daha çekici oluyor maalesef..Geçen sene çok kötü şeyler duyduk.
Japon kızlara Tecavüz ve hırsızlık haberleri bizi burada çok üzdü..
Ve çok mahcup olduk japon arkadaşlarımıza!!Heleki o gencecik kızlara üzülmemiz içimizi yaktı..
Nolur dikkat edelim..
Siz belki hissetmiyorsunuz ama Japonya'da yaşayan türkler bunun bedelini yüzü kızararak ödüyor...

Japonya'da Posta Kutuları..

Japonya'nın en sevdiğim sistemlerinden biri'de bu postahane sistemleri..
Adamlar yapmış yaaa.. Çok gelişmiş. Çok ilerdeler..
Daha yeni yeni türkiye'ye gelmiş bir çok postahane işlemlerini biz burada yıllardır kullanıyoruz..
Ne mi bunlar? Örneğin:
Kargo gönderme.. Şehir içi gün içi, şehir dışı 1 günlük, yurt dışı gemi veya uçak hangisiyle istiyorsanız 3 günlük veya 15 günlük gönderme bağlı.
Havale çekme.. Aynı banka gibi heryere, herkese havale gönderebilirsiniz.
Postahane de hesabı olana bedava havale gönderebilirsiniz.
İnternetten alışveriş yaptığınızda ödemenizi postahane hesabından para gönderebilirsiniz.
Vergi odemelerinizi postahaneden yapabilirsiniz. Önemli devlet işleri ödemelerinide.
Bazı büyük şirketler maaş ödemesi için sizden postahane hesabı istiyor.
Örneğin "McDonald's sadece postahane hesabıyla çalışıyor..
Yanı kısacası postahane eşittir banka işlemleri de diyebiliriz:)
Mektup atmak için illaki postahaneye kadar gitmeye gerek yok Japonya'da:)
Her semtin önemli resmi bina önlerinde, belediyeye ait mülk önlerinde, büyük ana caddelerde, ve " Konbini" adındaki küçük marketler önünde resimde gördüğünüz gibi mavi veya kırmızı posta kutuları bulabilirsiniz.


Postahane her semt'de sadece bir tane bulunur.
Ama bu kutular her semt'de en az 20 ye yakın var. Resmi evraklar pullu zarflar olarak satın alınıyor.
O yüzden sırf pul almak için postahaneye gitmek artık asırlar öncesinde kaldı Japonya'da:)
Devletten gelen resmi evrakların içinde, doldurup geri gönderilmesi için pulu basılmış hazır boş zarflar konuluyor.
Siz o hazır zarfa gönderilen evragi doldurup bulunduğunuz evin en fazla 100 metre ötedeki kutuya atabilirsiniz:)
Bu posta kutularında iki göz bulunuyor. Bir gözü küçük, bir gözü'de büyük oluyor.
Küçük göze mektup zarfı, Tebrik kartı atılıyor.
Büyük göze büyük zarflar atılıyor. Genelde resmi işlemler büyük zarflarda oluyor Japonya'da.
Sabah akşam olmak üzere günde iki kez postacılar, motorsikletle kutuları boşaltıp zarfları götürüyor.
Bisikletli veya yürüyen postacı hiç görmedim ben.
Belkide bulunduğum bölge geniş ve kalabalık olduğu içindir?
Osakanın postahane rengi kırmızıdır. Posta kutuları ve motosikletleri de kıpkırmızı:)
Sokakda boş bir kırmızı motorsiklet görürseniz bilinki o bir postacıya aittir:)
Bazı şehirlerde kendilerine has posta kutuları bulunuyor.
Örneğin: balığıyla meşhur olan balık şeklinde posta kutusu.
Ayısıyla meşhur olan Ayılı:) Anime karakteriyle meşhur şehirde o animenin şeklinde kutular:)

Kushimoto "Ertugrul Fırkateyn" Müzesi.

Geldiğimizden beri hep gitmek isteyip'te bir türlü fırsatımız olmayıp gidemediğimiz, şehitlerimizin anıtı ve onlardan geri kalan anıları bulunan "Kushimoto-串本" ya sonunda gittik. 
Kushimoto girişinde kasabaya bu tabela'yı asmış belediye.
"Türkiye ile dost Şehir" kushimoto.. Bu tür şeylere alışık olmayınca insan, çok sevindik tabelayı görünce:))
sanki "Türkiye'ye Hoşgeldiniz " yazıyor:))
2 saatte türk topraklarına ayak basmışız hissi uyandırıyor:))
Kuşimoto kasabası Mersin ve Yakakent ile kardeş şehirmiş.
"Kushimoto" Kasaba Girişi. Osmanlının bir kara parçası sanki burası..Yer gök osmanlı anıtlarıyla donatılmış.
"Wakayama-和歌山" şehrinin en uç noktasında bir ada. Okyanusun başlangıç noktası'da diyebiliriz.
Uzaklara baktınmı denizin sonunu göremiyorsunuz.Çıkıp okyanusa ve etrafa bakabileceğiniz bir deniz feneride bulunuyor.
Manzara Muhteşemm.Gelelim Konumuza..


Ertuğrul fıkrateyni, Sultan Abdülaziz döneminde yaptırılmış ve 19 Ekim 1863 Pazartesi günü Padişah huzurunda denize indirilmiş Osmanlı fırkateyn gemisidir 2. Abdülhamid, 1887 yılında Japonya İmparatoru Komeii 'nin yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet gönderilerek iade-i ziyaret yapılmasını emretmiş. Gemi, 2. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürmek için, Padişahın isteği üzerine donanmanın en güzel gemisi bu iş için tahsis edilmiş.
Gemi, 11 ay sonra 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’nın Yokohama Limanı'na varmış.
Ertuğrul Fırkateyni, japonya'da üç ay kalmış.
Japon sularında kaldığı üç ay boyunca etrafındaki binlerce Japon kayığına 50 kişilik bandosuyla konserler vermiş.
Geri dönüş yolculuğu için hazırlıklar tamamlanmış.Yola çıkılacağı gün Japon Deniz Kuvvetlerinin tayfun uyarısına rağmen, Ertuğrul Fırkateyni 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrılmış. Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Fırkateyni 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak batmış. Kaza'da 607 kişi'den sadece 69 denizci kurtulabilmiş:((
Amiral Osman Bey de dahil diğer mürettebat hayatını kaybetmiş..
Ertuğrul Fırkateyni’nin trajik sonu Türk-Japon halklarını yakınlaştırmış.
Yöre halkı, kazadan kurtulanlara büyük yardım ve yakınlık göstermiş.

Buram buram osmanlı kokuyor. Hemde dünyanın bir ucunda Japonya'da.
Sizden bir parça hissediyorsunuz bu kara parçasını.Sanki çanakkale şehitliğine gelmiş gibi oldum.
Müzesi, Atatürk heykeli, kapalı çarşı tarzı hediyelikcisi, turkce müze anlatım videosu, iznik seramik duvarları.
Çok çok duygusallaşıyor insan. Burada şehitlerimizin olduğunu düşününce.
Müzenin ilk girişinde tabela karşılıyor bizi. Japonca, türkçe ve İngilizce olarak Müzeyi anlatıyor.
Adacık'ta ilk açıldığında bir çok türk hediyelikcisi, dondurmacısı bulunuyormuş.
Zamanla azalmış bu dükkânlar. Şuan iki tane hediyelikci kalmış.
Bu kendine has bir süslemeyle hemen kendini gösteren dükkân.
Eşimin'de arkadaşı. Osaka'ya gelip de eşimle tanışmayan olmamıştır:))
Osaka'da "Mahmut usta" diyince herkes tanır:)
Sağolsun bizlere dondurma ikram etti.. Oturduk sohbet, muhabbet güzel geçti.
Dükkânın dışını Nazar boncuklarıyla kaplamış abi:)
Tam karşısına da dizmiş el yapımı halıları..
Bu gördüğünüz kayalıklara çarpıp batmış ertuğrul fırkateyni...
Parmakla işaret edilen kaya olmuş sonları: ((
İnsan o anları yaşıyor burada. Okadar doğal ve canlı kalmış ki herşey.
Hüzün ve buruk bir acı kaplıyor yürekleri.
Ağlamak geliyor insanın içinden.. Nasıl olur? Neden böyle birşey gelmiş başlarına?
Keşke olmasaymışta yüzlerce kişi ailelerine kavuşsaymış:((
Geçen gün filmini çektiler.. Gösterime girer girmez izlemeye gittik..
Çok duygusaldı. Zaten bu müzede yaşamıştık o duygusallığı.
Ama canlandırmaları başkaydı..
Japonya'da ki ilk ve tek Atatürk heykelimiz..
Bir zamanlar türk köyü açılmıştı. Yanılmıyorsam Nagoya tarafında.
Bu heykelde orası için yapılmış. Ama zamanla insanlar az gitmelere başlayınca,
Köyü kapatmışlar. Bu heykeli de orda burda. Depoda sürülmüş bir nevi..
Sonra imza kampanyalarıyla bu türk müzesine getirmek için insanlar devlete baskı yapmışlar.
Getirmişler buraya dikmişler. Gururumuz ama pislikten de görünmüyor: (
Kuş pislikler mi desem. O depolarda sürünmekten boyamı dökülmüş anlayamadık ama Atatürkün sol tarafı çok kötü görünüyordu..
Umarım müzenin sorumluları bir el atar'da bakım yaparlar..

Youtube Kanalima Abone Olun

Sosyal Medya Kanallarimdan da Beni Takip eddebilirsiniz