14 Eylül 2022 Çarşamba

Japonya’ya çalışmaya gelmek

 2 sene sonra nihayet Japonya’ya geldik. Benim de burnumda tütmüş japonya. Çocukları mana ettim ama ben de mahallemi, çocukların arkadaşlarının annelerini, kız kardeşim dediğim arkadaşlarımı, annem dediğim miyokomu ve endonezyalı arkadaşımı çok özlemiştim.

Eşim çalıştığı için “işten izin alamadım, trene atlayıp gelin” dediği için kızla birlikte 4 valizi ite çeke havaalanından bizim semte kadar trenle geldik. Ama yeni tuttuğu ev yürüme mesafesiyle bayağı uzakmış. Bir de 3 aktarma yapıp gelmişiz. En son vietnamdan aktarma yaptık ve  yemek vermediler. İkimiz de açlıktan ölüyoruz. Yanımda 2 bin yen vardı. Hemen bir japon restoranına girip yemek yedik, kendimize ancak gelebildik. Sonra verdiği adrese bakarak eşimin oturduğu semte kadar yürüyerek geldik. Yanımda başka para olmadığı için taksiye de binemedik.

Eve geldik, anahtarı posta kutusuna koymuştu. Şifresini söyledi biz de açıp anahtarı aldık. 6. katta oturuyormuşuz. Kapıyı bir açtım kii ne göreyim 6 metre kare karton kadar küçücük bir oda.. Biz varız 4 kişi. oğlan da gelecek! Türkiye’deki banyo bile inanın bizim evden daha geniştir. Şimdilik 3 kişi olduk, bir ay sonra da oğlanla 4 kişi olucaz. Hayatımda hiç böyle küçücük, daracık bir evde kalmamışım.. Bırakın eşyalarımızı çıkarıp yerleştirecek dolabı, valizleri bile koyacak yer bulamıyorum. gereksiz bir şeyler bulup attım da valizleri de üstüste koyup bıraktım. Sadece bozulacak, akacak şeyleri çıkardım. Ama onlar da açıkta kaldı. Çünkü evde otellerdeki gibi mini tezgah altı buzdolabı vardı. Aman allahım 3 ay boyunca nasıl yapıcaz dedim.

Ev tam takırdı ne yiyecek ne de yemeklik vardı. Kızla birlikte yiyip gelmişiz şükür. Kendisi de gelirken bir şey yiyip gelsin artık. Evde internet vardı ve ona bağlanıp “Biz geldik, evdeyiz” diye mesaj gönderdim. Eve dönerken de markete uğrayıp ekmek, süt, yoğurt vesaire acil bir şeyler getirsin diye de not ettim. Eşim işten döndü. Hoşgeldin falan sarıldı ama kızını çok özlemiş onunla hasret giderdi iyice. Bizim aramız çok kötü değildi o kadar ama iyi de değildi.

Çünkü zamanla beni farklı şeylerle suçlamalara başlamıştı. Kurslara gitmem, eğitim almam eşimin gözüne batar olmuştu. Benim birileriyle sevgili olduğumu itham ediyordu. O nedenden dolayı benim içim çok soğumuştu. Ama ne varki çocuklarımız var ve idare etmek zorundaydım.

Kızımla birlikte bir hafta boyunca Osakayı, Kyoto ve kobe’yi gezdik. Gezerken de eski çalıştığım patronumu aradım. 3 aylığına Osaka’da olduğumu, 10. ayda geri döneceğimi ve işçi lazımsa hemen gelip başlayabileceğimi söyledim. Sezon başıydı ve patronda deli gibi eleman arıyordu. Hemen yarın gel iş başı yap dedi. Zaten kesin dönüş yaparken bana  “Japonya’ya ne zaman dönersen ara beni, gel çalış “ diye söylemişti. Ben de iş hazır nede olsa diye ona güvenerek bilet parasını ödemeyi kabul etmek zorunda kalmıştım. 

Hemen ertesi gün sabah 8 de işe gitmek için hazırlandım. Babası da işe gitti. Sıla o zamanlar daha 13 yaşındaydı. Japonya’da o yaşta bir kız çocuğunu tüm gün evde yalnız bırakıp gitmek hiç içime sinmiyordu ama ne yapabilirdim ki? Ben de baba da işteyken sıla hep dört duvar arasında eve kapalı kaldı. Ben bu çocuğu neden getirdim buraya? Çocuk eski mahallesini, arkadaşlarını özlemiyor muydu? Hem çalışıp hem de hep bunları düşünüyordum. O kadar yorgun dönüyordum ki eve, inanın ayaklarımın altı su topluyordu. Çünkü ben o dükkanın satıcı elemanıyım. Tiyatro da çalışan ünlülerin karakterini kek yapıp tiyatroyu izlemeye gelen seyircilere satıyorduk. Her seansda en az 500 izleyici oluyordu. Ve sadece 30 dakikamız vardı. Patron deli gibi bağırıp çağırıyordu. Erkek elemanları tekme tokat dövüyordu. Biz kızlara da ağzının dolusuyla bağırıp çağırıyordu.

Sebep? O yarım saat içinde ne kadar çok tanıtım yapıp sipariş alırsak patron o kadar çok cebini dolduracaktı. Bir yudum su içmemize bile izin vermezdi. Ne zamanki tiyatro başlıyor o zaman 15 dakika molaya girerdik. Patronumuz da o zaman meleğe dönüşüyordu.

Günlük 8 ila 10 saat, haftanın 7 günü çalışıyordum. Kalbi öyle güzel bir kızım vardi ki eve geldiğimde o küçücük haliyle yemeğimi yapıp, soframı hazırlamış buluyordum. Bana çok büyük faydası oluyordu. Yemek yiyip, hazırlanıp onu dışarı çıkarıyordum. Bütün gün evde yalnız ve daha küçücük çocuk. Bir kaç saat gezdirip getirirdim. Ben de bu maksatla gezmiş oluyordum. Genellikle eski mahallemize giderdik. Arkadaşları okuldan çıkmış oluyordu o saatlerde, parkta buluşurduk. Sıla da onlara katılıp eğlenirdi. Bir kaç kez ben götürüp getirdim, sonrasında arkadaşlarına evi öğrettik sılayla birlikte gezmeye  başladılar. 

Ben yine aynı tempoda devam. İşten çıkıp markete uğrardım her akşam. Evin eksikleri tamamen benim üzerimdeydi. Eşim ilk 2 hafta harçlık vermişti bana. Ben işe başladıktan sonra onlarda kesildi. Çalıştığım yer haftalıkla çalışılan bir yerdi. Her hafta elimize nakit ödeme yapılırdı. O nedenle japonya’ya geldikten sonra ikinci haftadan itibaren harçlıklarımızı da, mutfak masraflarımızı da kesti eşim. O kira ile faturaları öder, ben de mutfak masraflarımızla gezme masraflarımızı karşılardım. Çalıştığım yerin saatlik ücreti ve günlük çalışma saati çok iyi olduğundan haftalık en az 80 bin yen alırdım. Kıtım kıtım harcar, bilet paraları içinde kenara koymaya başlamıştım.

Ben babamdan tutumlu olmayı, israf etmemeyi, gereken şeyi gerektiği kadar almayı öğrendim. Bu yüzden de haftalığımın 4/1 harcamaya bazen de 4/2 harcamaya gayret ederdim. gerisini banka hesabıma atar ne kadar biriktirebilmişim diye sürekli takip ederdim. Benim ilk hedefim iki biletin borcunu toplamak, geri kalan birikimimle de yeni çıkacak İphone 7 plus alıp Türkiye’ye dönmek. Hatta biraz da para götürüp özel ihtiyaçlarımı eşimin gönderdiği para dışında kendime harcamaktı. Hem 3 öğün evde yemek  hem de eşimin çalıştığı fabrika öğlen yemeği vermediğinden dolayı yanına yemek yapıp göndermek bir hayli tutuyordu. Ama yinede birikim yapmaya başlamıştım. 

Biz geldikten bir ay sonra da oğlanın üniversite sınavları bitmiş, üniversiteler de yaz tatiline gitmişti. Oğlana da bilet kestirip Rusya üzerinden Tokyo’ya , ordan da Osaka’ya getirdik. Hamza gelir gelmez hemen anaokul arkadaşlarından lise arkadaşlarına kadar buluşmalar yapıp 5 gün içinde herkesle görüştü. Bu sırada da iş bulma dergilerinden (Hallowork) dergisinden kendisine bir iş bulmuş.

devamını bekleyin ( oğlumda geldi, o ne işe girdi?)

6 yorum:

  1. İşte herkezin yaşadığı br çileli hayat var

    YanıtlaSil
  2. Siz beraber dönmemşmydiniz Türkiye ye? Eşiniz neden geldi sizsiz Japonya ya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. belki bir yerde konu açılır da o sebebi de anlatirim❤️

      Sil
  3. Canım nasıl emek harcamışsın ne zor günler gurur duydum Türk kadını her koşulda basarir

    YanıtlaSil
  4. Anlatsam roman olur hayatım dedikleri kadar var diliniz akıcı merakla bekliyorum.okumak 5 dk yaşananlar dahada bilinmeyen nice duygular ☹️

    YanıtlaSil

Youtube Kanalima Abone Olun

Sosyal Medya Kanallarimdan da Beni Takip eddebilirsiniz