29 Ekim 2022 Cumartesi

Eşimin kadınlarla sohbeti 2

Günlerce eşimin tatlı tatlı flörtleşmelerini izliyorum. Kendini öyle bir anlatıyor ki tanımayan onu dünyanın en duyarlı, en vefakar, en sadık, en sevecen insanı olarak görüyor. Bir insan kendini övüyorsa bilinki bunun tam tersidir. İyi huylu insanlar kendisiyle övünmez. Kitabımızda bile bu yasaktır. Kibirli olmayın, paranızla, yakışıklılığınızla, sağlığınızla , malınızla övünmeyin diye emreder.

Beni niye tanımadığım kadınlara karşı kötülüyor onu da anlamış değilim. Kadınlara beni öyle bir anlatıyor ki bana bela okuyanını mı dersiniz, bana hakaret edeni mi dersiniz, karşılıklı bana sövüyorlar. Buna da sabret, allah görüyor, allah biliyor, kimsenin ahı yerde kalmaz falan buna teselli veriyorlar. Adam kafasında bir senaryo yazmış, kendi dilinde konuşan türklere bu senaryoyu yazıyor.

Kadının biriyle sohbet ediyor ama ona aşkım cümlesini kullanmıyor. Kadın mesafeli bir sohbet istiyormuş. Bu seferki cidden sadece sohbet arkadaşlığı. Kadına, “Eşime 40 bin tl gönderdim o da yememiş koluna 40 tane bilezik yapmış” diye yazmış. Geçmiş sohbetlerden gördüm bu mesajı. Allahım sana havale ediyorum dedim..

2017 de bana 2 kere para gönderdi. ilki 3 bin tl küsürattı. ikincisi de 8 yada 9 bin di. İkinci gönderdiğinin yarısını arabanın yıllık bakım zamanıydı, trafik sigortasıydı, kaskosuydu derken tam 5 bin tl‘si arabaya gitti. Arabaya 5 bin tl masraf yaptıktan 1 ay sonra da elimden alıp dükkan karşılığında takas ettirdi. Gerizekalı kafanda takas fikri vardı da neden benim rızkımdan kestirip arabaya 5 bin tl masraf ettirdin. 2,500 tl de evin vergisi gelmişti. geriye bin tl kaldı onla idare etmiştim.

Adam bana para göndermiş ben de koluma bilezik yapmışım hem de 40 tane :)) Kadın da allah görüyor ondan hepsini çıkarır sen merak etme diyor..

Bir tane kız bulmuş. Hem de ne tesadüftürki kız Çorumlu, memleketlimiz. Babası emekli öğretmenmiş, annesi ev hanımı. Kız 25 yaşındaymış. Bizimkisinin ağzının suyu akmış halde kıza kur yapıyor. Ailevi durumunu anlatmış kıza. Hala evli ama boşanmak üzereymişiz:)) yaaa hala evindeyim, hala aynı çatı altındayım. Adam boşanmak üzere olduğumuzu yazmış. Bir de demişki “Çok yakında boşanıyorum, sıfır kilometre damat adayıyım, Seni japonya’ya gelin getireyim mi?” yeminle bu lafları söylemiş.. Ben hemen ekran resmini aldım tabiki de. Avukata bir delil daha çıktı bana..

Kız da bunun neyine heveslendi bilmiyorum ama kabul etmiş:) Olur gelirim demiş. Sizce ona mı yoksa Japonya’ya mı aşık bu kız?

Kız çok fazla mesaj göndermemiş. Çoğunlukla bizim çapkının mesajları. Bu arada aşkım, hayatım dilinden düşmüyor benimkinin. Kızdan fotoğraf istemiş, 4 tane falan fotoğraf göndermiş. Allah var kız cidden çok güzel. Benden genç, benden dinç, benden güzel.. Ben olmuşum kırk küsür yaş, doğurmuşum 2 çocuk pörsümüşüm. Adam hak ediyor şimdi bu kızı. kendisi de kırk küsür yaş ama kendine 25’lik kızı layık görüyor. 

Kız, küçük bir kasabada oturduğunu, ailesinin onu çok kısıtladığını, abilerinin de olduğundan bahsetmiş. Sürekli interneti olmadığını o yüzden çok fazla giremediğini yazmış. Bu da sabırla her dakika kızın yazmasını bekliyor. Bu sefer benimki kendini sıfır kilometre damat olarak gördüğü ve karşısındaki de 25 lik çıtır genç kız olduğu için tamam evdekini boşar boşamaz bunu alırım kendime diye düşünmüş.

Biz de tabiki her gün sadece mesajla tartışma yapıyoruz. Daha doğrusu o benle uğraşıyor. Evde çocuk var, ben uyuyorum, o uyuyor derken bir araya gelemiyoruz. Hırsını ben işe gider gitmez telefonla alıyor. Artık facebook listemde kimse kalmadı. Bana bu mu şu mu diye gösterecek erkek bulamadı. Ama birine takmış durumda. Israrla onunla olduğumu söylüyor.

Artık bu konuyu aştık bu sefer de benim evden ayrılmam için bana baskı yapmalara başladı. Her allahın günü “eve geldiğimde seni evde görmek istemiyorum”, Kendine bir ev bul çık” mesajları atmaya başladı. Daha işe gireli 1 ay olmuş. Her iki iş‘te maaşımı iki ay sonra ödeyecek. Paramın olmadığını söylesem de dinlemiyor. Ya benim istediğim gibi olur, kıçını kırar evinde oturursun yada kendine bir ev bul çık demeye başladı. Onun istediği gibi olmamın mümkünatı kalmamıştı artık. Tek çârem parayı alıp evden çıkmaktı ama onun içinde zaman lazımdı bana. Allahım bu zaman nasıl geçecek? ne zaman kurtulacam bu hayattan diye sabrede sabrede dişlerim çürümeye, sallanmaya başlamıştı. Zaten haftalardır bir gıda alamıyorum. Peynir, zeytin, ekmekten başka bir şey yiyemiyorum. En lüks yemeğim japon onigirisiydi (haşlama pilav içi mayonezli ton balığı) o da 3-4 lokma da bitiyor ama mideyi uzun bir süre tok tutuyor.

Türkiye’den gelirken nohut, fasulye, mercimek, bulgur getirmiştim ama onun içinde salça lazım, soğan lazım, baharat lazım derken ekstra masraf.

Bir taraftan bana evden çıkmam için baskı yapıyor, diğer taraftan da arkadaşlarıyla bana bir şeyler okutup, üfletip beni eve bağlamak istiyor. Zaten aileme yaptığı baskıdan hiç bahsetmeyeyim.

Bunca şeylerle uğraşırken de Türkiye’den telefon üstüne telefon gelmeye başladı. Annem de öğrenmiş boşanmak istediğimi. Anneme kendisi demiş, kızına bir şey söyle benden ayrılmak istiyor, evden ayrılmak istiyor demiş. Annem tansiyon hastası. Tansiyonu fırlamış, hastaneye kaldırılmış. Ağlayarak beni arıyor. Bu ne demek oluyor, ne boşanması, daha gideli 1 ay olmuş, bu neyin nesi falan annem, abim, kardeşlerim, eniştem benim üzerime geliyorlar. 

Anlatıyorum anlamıyorlar. Çünkü adam o kadar çift karakterli ki, dışarıya karşı merhametli, güler yüzlü, dört dörtlük bir eş, mükemmel bir ev babası. Anlatıyorum olanları inandıramıyorum. O yapmaz, o öyle şey bilmez, ondan öyle bir şey beklemem diyorlar. Sadece kız kardeşlerim şahit oluyordu. Onun bana her attığı mesajı gönderdiğim için. Kadınlarla sohbetlerini de gönderiyordum sadece bacılarım benim yanımdaydı ama onlarda boşanmamam için baskı yapıyorlardı.

Bir taraftan adamın “ya evinde insan gibi otur yada evden defol git” demeleri, bir taraftan annemin ve kardeşlerimin baskısı, bir taraftan bir gün bile izin almadan işe gitmem, bir taraftan gerçekten sıcak bir ev yemeğine ihtiyacım olması, bir taraftan da daha 11 yaşlarda bir çocuğum evde. Okula yazdırdık, ortaokula başladı. 3 yıl ara verdiği için derslerden bir şey anlamıyorum diye ağlıyor. Ona yetişmeye çalışıyorum. 

O kadar stresli bir döneme girmiştim ki uzun zamandır beni takip eden youtube takipcilerim hatırlar. Bir gün canlı yayın açmıştım ve canlı yayında ağlamaklı bir sesle intiharı düşündüğümden bahsetmiştim. Hatta günlerce durmuştu kanalımda o video. Eşim de izlemiş, hemen annemi, yengemi aramış. “Bunun psikolojisi iyi değil, bununla konuşun kendine gelsin. intihar edicem diye söylemiş video da” demiş. Annem iyice yemiş kafayı bunu duyunca. Yengem arıyor, kız kardeşlerim arıyor, annem arıyor. Telefon hiç susmuyor. Ben artık ağlıyorum her konuşmamda. Beni anlamadıklarını bildiğim halde anlatıyorum böyle böyle oluyor.

Ben her başıma gelen şeyi yaymasını, anlatmasını seven insan değilim. Ama adam her önüne gelene beni anlatmaya başladı. Tanıdık herkes bana öğüt vermelere, akıl vermelere başladı. Adam kafasındaki senaryo ile  insanları etkilemiş. Ben ne anlatsam insanlara inandırıcı gelmiyor. Çünkü dışardan o kadar düzgün bir insan gibi duruyorki insanlar saygıyla eğiliyor. Ama gelin görün ki evin içinde özellikle de bana düşman. Çocuklarını çok seven bir baba ama evde huzur vermiyor çocuklara da. İlla bir şey bulacak bağırıp çağıracak. Çocukların oturmaları hata, uzanmaları hata, yemek yemeleri hata, uyumaları hata, televizyon seyretmeleri hata bir tek kendisi dört dörtlük.

22 Ekim 2022 Cumartesi

Kocamın Meet’den bulduğu kadınlar

İşten fırsat buldukça çarşıya, markete gidip biraz dolaşıyordum. Ne zaman bir yere gitsem bir türkle karşılaştım. Konu bir şekilde bize geliyordu. Kimle konuşsam ya haberim vardı, kulağıma geliyordu veya evet gördüm, ne zaman dükkana gitsem kadın orada demeler çoğalmaya başladı. Kimisi bir barda görmüş bunları kimisi bizim dükkanda. Ama herkes biliyormuş. Bir kişi de bana yazıp burada böyle bir durum var haberin olsun demedi. Döndükten sonra yüzüme karşı itiraf ettiler.

Ben duyarsam onu boşarım diye korkmuşlar. Sen olsan ne yapardın diye sorduğumda hemen boşardım diyorlar. Artık kesinlikle birinin olduğu alalanen ortada. Zaten ilk kavgamızda kendi ağzıyla da dedi bana “ Beni istemiyordun da neden geldin japonya’ya, senin yüzünden bir yıllık ilişkimden oldum” dedi daha ne bekliyorum ki bu adamdan?

Elim de avucumda ne varsa eve, arabaya, oğlanın özel kursu, üniversite sınav harçları, ehliyetler derken gerçekten sıfıra inmiş durumdaydım. Elimde, dişimden tırnağımdan artırıp yaptığım 5 bilezik var onları da japonya’da bozduramıyorum, su dan ucuza alıyorlar.

Bu tartışmalara göz yumum, ağzımı kapatıp idare etmek zorundaydım. Sessizce uyuyup, sessizce evden işe gidip geliyordum. Bir süre sonra gece uyurken adamın telefonunun ışığı yanıp söndüğünü farkettim. Ona hissettirmeden telefonu elime aldım. Normalde her ikimiz de birbirimizin şifrelerini bilirdik. O gün ilk kez telefona giremedim. Şifresini değiştirmiş. Ama ekrandaki bildirimleri görüyorum. Bilmediğim bir yerden yabancı kadınlar ingilizce mesajlar gelmiş. Sakince bir okuyup inceledikten sonra nerden geldiğini çözdüm.

Meet diye bir program varmış. İlk kez gördüm bu ismi. Google Meet programı nedir diye arattığımda sevgili, arkadaş, birlikte olabileceğiniz insanlarla tanışıp buluşma programı diye açıklıyordu. Hemen kendi telefonuma da indirdim bu programı. Eşimin adını yazdım hemen çıktı. Profiline girdim, inceleyeyim dedim. Bir de ne göreyim, inanamadım yaa!

Medeni durum : single (Bekar) yazıyordu.

Çocuk var mı: Çocuk var.

Kendini tanıtma bölümünde de (Çocuklarımla birlikte yaşıyorum) yazmış. Onun mail adresi ile hangi şifreyi kullandığını biliyorum. Akıllı telefon çıkalı aynı şifreyi kullanır. Hemen onun üyeliğiyle giriş yapayım dedim, girdi. Ona giden tüm mesajlar bana da geliyordu artık.

Japon kadınla sohbeti, ingiliz kadınla sohbeti, Çorumda emekli öğretmenin 25 yaşındaki kızla sohbeti, daha kaç tane var aklınız durur. Her biriyle aynı anda yazışıyor. Yani tek bir dalda konmuyor.

Adam kendini öve öve bitiremiyor. Her bir muhabbette de evliyim, eşimle sorunlarım var, ayrıyız falan muhabbeti açıp beni aşağılayarak konuşması, bana yapmadığı şeyleri yapmış gibi anlatması o kadar sabrımı zorluyordu ki bilemezsiniz.

Ben de her bir sohbetinin ekran görüntüsünü çekip telefonuma stoklamaya başladım.Kız kardeşlerime gönderiyordum. Onlarda öğrensin, görsün. Çünkü ailemi de sıkıştırıyordu. Ablanız bana böyle yapıyor, şöyle yapıyor, konuşun şununla kendini düzeltsin. Bir de artık bu sefer ayrılmak da istedim ya delirdi. Bununla konuşun vazgeçirin bunu diye baskı yapıyordu. Abimin hanımına da yazıyordu.

Bir süre ses etmedim. Bu sadece yazışma, bana daha net bir delil gerek diye sustum. Japon kadını ısrarla dükkana yemeğe davet ediyordu. Kadın da her gün ha bugün gelicem, ha yarın gelicem diye bunu oyalıyordu. Bu, gel yemek ısmarlayayım diye ısrar ettikçe kadın çekiniyordu sanırım. Bunun derdi ne biliyordum. Çünkü adamın Japonya’ya taşınalı öyle bir fantezisi vardı. Hep bir japon kızla birlikte olmak istiyordu. Yüzüme karşı defalarca söylemişti.

Bir kaç gün sonra da ingiliz bir kadınla yazışmaya başladı. Aslında hello, how are you, nice to meet you dışında hiçbir ingilizcesi yok. %100 translate kullanıyordu. Kadın şakır şakır ingilizce yazıyor, bu da cevap veriyor, hatta sohbet ediyordu.

2 yıl ingilizce eğitimi almam işte burada işime yaradı. En ince ayrıntısına kadar anlıyordum. Onu da bir ısrarla dükkana yemeğe davet ediyordu. Kadın çok yoğun olduğunu ve bu aralar mümkün olmadığını ısrar ediyordu.

Aylardan şimdiki ay. Yine bu günlerden bir gün dü. Halloween zamanıydı. Kadın buna “bu gece bir arkadaşımda halloween partisi var, oraya gidicem, istersen oraya gel hem tanışmış hem de görüşmüş eğlenmiş oluruz” diye bunu partiye davet etti. Bu da hemen davete atladı. “Gece dükkanı kapatıp gelebileceğini yazmış. Dükkanı gece 11-12 gibi kapatıyor, o saatten sonra partiye gidecek ve evde karısıyla kızı var düşünün..

Gece oldu. 11 buçuk gibi yine benim telefon tık tık ses gelmeye başladı. Bunlar yazışıyormuş. “Dükkanı kapatıyorum, hangi adrese gelicem, bana adresi gönder” demiş. Kadın da Kyobashi diye bir yerde bir adres göndermiş. Bu da gece 12 ye doğru yola çıkmış. Yolda yine yazıyor. “Yoldayım, geliyorum, nerdesin?” Kadın cevap vermedi. 15 dakika sonra yine aynı, 25 dakika sonra “Ben geldim, binaya girdim, kata çıktım, hangi daire? adam adım adım rapor veriyor. Ama kadından hala ses yok. Yarım saat sürdü bu şekilde. Bu deli gibi yazıyor, gece 1-2 kaç oldu bilmiyorum ama telefonum susmuyor. bu yazdıkça da bana bildirim geliyor.

2 saat o dairelerin önünde bekledi ya bu adam. İki saat kadından haber yok. Ben dönüyorum diye yazmış. Eve geldiğinde sabaha karşı 4 dü. Benim uykum çok hafif anında duyarım. Sessizce girdi yatağına. Sabaha kadar bir çıt çıkmadı. Ne kadar öfkeliyse artık.

Sabah oldu bu sefer de kadın yazmaya başladı. Özürler diliyor. Çok çabuk sarhoş olup sızmış falan, uyuyakalmış telefonu duymamış vesaire. Ha bu arada birbirlerine aşkım diye hitap ediyorlar. Japon kadına da ingiliz kadına da türkçe askim demeyi öğretmiş bizim yalı çapkını. Bizimki de hemen “ Ok askim, no problem” demiş sadece. Ben olsam saatlerce trip atardım gerizekalı:)

Hemen yumuşuyor onlara karşı. Ben olsaydım tepemden tırnağıma kadar sıçardı. Hakaretlerinin sonu gelmezdi.

Ama sabah iyi güldüm bu gerizekalıya. Hem seni ayağına çağırdı hem de ortada bıraktı diye. Bir de eve dönerken taksi tutup gelmiş.Kadın sormuş o da  öyle yazmış. Trenler 12 ye kadar, dünyanın yolu, bana bir dilim ekmek parası vermezken bir kadının şeyi uğruna benim bir haftalık rızkımı yola vermiş.

12 Ekim 2022 Çarşamba

Parasızlıktan acil iş arayıp buldum

Japonya’ya geri döneli 20 gün oldu. Evde tat tuz kalmadı. Eşim ben geldiğimin ertesi gün 10.000 yen, bir hafta sonra da 5.000 yen mutfak harçlığı verdi. Son verdiği 5 bin yeni kıtım kıtım harçıyordum. Kendime özel bir şey almıyordum, sadece yemeklik için alışveriş yapıyordum ama o da çabuk bitiyordu. Ben kendisiyle konuşmuyordum. Çocuğa söylüyordum babana söyle evde para kalmadı. O babasına söylemesine sölüyordu ama eşim para vermiyordu. “Koynum da yılan besliyorum, onun karnını mı doyuracam bir de” diyormuş. Kızına da “Acıkınca dükkana gel karnını doyur” dermiş. Kız her gün akşama doğru ben dükkana gidiyorum diye çıkıp giderdi. 2 saat sonra dönerdi.

Türkiye’den dönerken birlikte peynir, zeytin, reçel, helva gibi kahvaltılıklar getirmiştik. Elimdeki parayla sadece ekmek almaya başladım. Çünkü para su gibi gidiyordu. Önceleri harçlık veriyordu, kızla kendime yemek hazırlıyor, ev de yiyorduk. Baktımki parayı kesti, çocuğu da dükkanda doyuruyor o zaman ben de alışverişi keseyim yoksa aç kalıcam dedim. Artık sadece ekmek alıp getirdiklerimle karnımı doyuruyordum. Hatta baba kız markete gidip noddle, ramen, japon yemekleri gibi şeyler alıp dolaba koymuşlar. Benim yiyemediğim tarzda japon yemeklerini çoçuk çok sevdiği için ona alışveriş yapıp eve göndermeye başladı.

Bütün paralar bitti, bozuklar kalmıştı. Sürekli kızı sıkıştırıp hiç param yok bir şey yap babandan harçlık iste diyordum ama ya kız beceremiyordu almayı yada vijdansız gerçekten acımıyor vermiyordu.

Yapacak bir şeyim yoktu. Sabah olunca acilen “İş ve işçi bulma kurumu” na gitmem gerektiğine karar verdim. Sabah uyanır uyanmaz ayak üstü zeytin, ekmek atıştırıp iş bulmaya çıktım. İşçi bulma kurumuna oturdum, görevliye “Bana çok acil, mümkünse hemen yarın başlayabileceğim bir iş arıyorum” dedim. Hafta da kaç saat? saatliği kaç yen olsun? gibi sorular sordu ama ben hiç farketmez acilen bana para lazım ne iş olursa yaparım dedim. Yarım saat içinde onlarca iş buldu bana. Ama hiç birini yapmamıştım. Hem saati uzun hem de bir saati 1.200 yen olan iki iş seçtim. Otel de iş buldum. Hemen arattım, acilen iş görüşmesi ayarlattım ve ertesi gün her ikisine de iş görüşmesine gittim.

Gittiğim iki iş görüşmesi de olumlu geçti ve hemen işe alındım. Giderken neler götürmem gerektiğini söylemişlerdi zaten. Bir de kurumun verdiğin tavsiye mehtubu ile pasaport, kimlikte hazırdı. Japon imzasını (hanko) da yanıma aldım. Her iki işe de kabul edildim. Birisi dedi yarın gel başla, diğeri de 3-4 gün sonraya gün verdi.

Hala sadece ekmek alabilecek kadar bozuk paralarım vardı. Bir paket ekmekte de 5-6 dilim ekmek var. Ben günde 2 dilim yesem o paket bana 3 gün gider diye hesap yaptım. Olmadı evde az un da vardı krep tarzı bir şey de yapar her şekilde kendimi aç bırakmam dedim.

İş başladı başlamasına, hemen müdüre ilk maaşımın ne zaman yatacağını sordum. Bu ayki maaşın içeride kalacak, öbür aydan sonra maaş alacaksın dedi. Diğer otel de aynı dedi. Ben ne yapacağım şimdi? 2 ay nasıl geçecek bu şekilde?

işe başladıktan sonra bir daha hiç izin kullanmadım. Her iki işi haftaya böldüm. Haftanın yarısına birini, diğer yarısı diğerine gittim. Para kazanmam, biriktirmem gerekiyordu çünkü. Bu gidişat hiç iyi görünmüyordu.

Sabaha kadar eşimle konuşmuyor, görüşmüyor, aynı evde iki yabancı gibiydik ama sabah olunca ben iş başı yapınca telefonum hiç susmamaya başladı. Saatte 20 mesaj geliyordu. Tehtid üstüne tehdit. Kendini toparla, kendine gel, kim sana okudu, kim seni bu hale getirdi. Sen böyle değildin birisi sana kesin büyü yaptı falanlar. Ya göz görüyor, kulak duyuyor. Bu olanlar normal geliyor adama. Ben baş kaldırmaya başladım diye biri bana okuyup üflemiş ona göre.

Ben böbrek hastası olduğum için sürekli litrelik pet şişeyle dolaşırım. Yatarken de baş ucuma koyar, Gece kesinlikle lavaboya uyanırım. Her uyandığımda da o sudan bol bol içip geri uyurum. Bir gece onun gelme saatine yakın yatağa girdim. O gelince örtüyü çekip yatıyormuşum gibi yaptım. Sonra baktım tıkır mıkır yanıma yaklaştı. Sonra da uzaklaştı. Hafif örtüyü çekip izledim. Bir kase çıkarttı. Kaseye su doldurdu. O suyu da benim pet şişeme doldurup yine sessizce yanıma yanaşıp şişemi aynı yere koydu gitti. Oda karanlıktı. Bir tek girişte minik bir ışık vardı, gözümü yarım açık olduğunu farketmedi.

Anlamıştım ne yaptığını. kesin birine okuttu, üfletti o suyu bana içirteceklerdi. Yaklaşık 2 saat o şekilde kendi yerine geçip uyumasını bekledim. Ne zamanki horlamaya başladı ben de sessizce şişemi alıp lavaboya geçtim. Şişenin içindeki suyu tamamen lavaboya döktüm, çalkaladım, tekrar doldurdum ve içtim. Sabah kalkar kalkmaz gözü benim pet şişeme diktiğini farkettim.

İşlerimin her ikisi de sabah 9 dan 2 ye kadardı. 2 den sonra Türk arkadaşların yanına uğrayıp biraz kafa dağıtmak istedim. Ama her gittiğimde bizim konuyu açıyorlardı, ben de durumu anlatıyordum. Ama onlar da yavaş yavaş dökülmelere başladı. Ya bizim de kulağımıza geliyordu. Sizin dükkana bir kadın geliyormuş, ustanın sevgilisi olduğunu söylüyorlardı ama biz konduramıyoruz, o öyle şeyler yapmaz dedik diyorlar .

Sokakta yürürken, başka bir türk abla ve eşiyle karşılaştım. Onların da kulağına gitmiş durumumuz. Onlar da dökülmeye başladı. Biz de duyduk, hatta bizim bir türk’ün barında görmüşler her ikisini de. Adam kadınla akşam barlara içmeye gidiyormuş. Hem de bizim türklerin barlarına! Yani adam alalanen yapıyormuş. Kendisi belki dışarıya karşı normal arkadaş veya müşteri diye kandırmaya çalışıyordu ama hiç de öyle görünmüyordu.

10 Ekim 2022 Pazartesi

Neden geldin Japonya’ya?

Eşimle 1,5 yıl sonra ilk kez yüz yüze kavga etmiştik. Zaten her gün telefonda ediyorduk, çokta şaşırdığımı söyleyemem. Huyunu bildiğim için beklediğim bir şeydi. Sonuçta bu adamla 22 senem geçmiş ve bana sadece ilk 3 yıl iyi davrandı diyebilirim. Ne olduysa Japonya’ya yerleştikten sonra oldu. Stresten mi kaynaklı bilmiyorum. İş yerinde patrona sinirlenir eve gelir sinirini bize patlardı. İş arkadaşlarına sinirlenir bana patlardı. Dükkan açar işçisine sinirlenir bana patlardı. Dükkan iş yapmaz bana patlardı. Ben eşimin sinir topuydum. Hırsını benden ve çocuklardan çıkarır, sakinleşince bir şey olmamış gibi davranırdı.

Çocuklar gece olunca babalarının eve gelmesini hiç istemezlerdi. Hatta bir gün çocuklar babasının yüzüne karşı baba eve gelmeni hiç istemiyoruz. Gelir gelmez bağırıyorsun demişti. Beynime yazılmıştı o sözler. Zaten bu huyundan dolayı beni kendisinden soğutmuştu ama çocukları da bıktırmıştı.

Japonya’ya döndüğümüz gecenin sabahında yine tartıştık. Ben yatakları hatta mümkünse büyük ev tutunca odaları da ayırmak istediğimi söyledim. Afalladı, bir anda kızdı! “Bu ne demek oluyor? Olmaz öyle bir şey” diye çıkıştı. Ben artık bana dokunmasını istemediğimi söyledim. “Ben daha gencim, kuvvetliyim, bu yaşta elimi eteğimi çekemem” vesaire zıvaladı. Ben de yıllardır benim erkeklerle yatıp kalktığımı, sevgililerim olduğunu diyip durdun. Bu beni tiksindirdi, senin yüzüne bakarken aklıma geliyor o sözlerin dedim.

Bir kere değildi çünkü bu sözler. Uzun yıllardır beni bu sözlerle suçladın.. Ben yok öyle bir şey, yeminler olsun desem de bir türlü inandıramıyorum seni. Artık devam edeceksek bu şekilde. Aynı çatı altında bu şekilde devam ederiz. İstemiyorsan ayrılırız ama kız daha küçük bu şekilde devam edelim dedim.

Benim bu sözlerimin peşine “ Beni istemiyordun da japonya’ya neden geldin? Benim bir yıllık ilişkimden ettin. Sen geleceksin diye sevgilim benden ayrıldı. Eşin geliyor birlikte olamayız dedi ve ayrıldık “ dedi.. Ben bir anda taş kesildim. Hiç beklemediğim bir şeydi. Sevgili mi? Benim yüzünden mi ayrıldınız? Diye iki cümle çıktı ağzımdan bir anda. Sonra da sevgilin varsa buyur git sevgilinle yaşa ne diyeyim. Bu tek göz odada kızımla birlikte yaşarız biz, sende sevgilinin evine taşınırsın tamam dedim.

Ben niye taşınıyormuşum? “sen siktir ol git benim evimden. Bir de senin kiranı mı ödeyeceğim” dedi. Nereye gidecem? Daha dün gelmişim Türkiye’den. Ne beş kuruş param var, nede işim.. Kız daha 13 yaşında. Benden ayrı kalmamış. Benimle birlikte gelecek. Nereye sığarım çocukla? “Beni ilgilendirmez! Ya benimle olursun, yada gidersin” dedi çıktı.

Sabah olduğu için işe gitmesi gerekiyordu kavgayı kestik, bitirdik. Masanın üzerine 10 bin yen koyup gitmiş. Ev tam takır! Gittim dolaba sebze, ekmek, süt bir şeyler alıp doldurdum. Cüzdanda pek para kalmadı. Sonuçta evde çocuk var. Biz her gün tartışıyoruz. Hele de bana söylediği sevgilisi olduğu, ayrıldığı sözlerinden sonra boşamaya kalksa hemen gidicem mahkemeye. Ama bunu da istemiyor. Hem onun çatısı altında olayım istiyor hem de sevgilisi var, kabullenemiyorum.

Ben kinci bi insan değilim ama inatcı biriyimdir. Kızdım mı küserim, konuşmam! Tartışmayı da görüşmeyi de kestim bununla. Eve geldiginde çok çok mecbur kalmadıkça cevap da vermem. Bu da ondan nefret eder. Bitti zaten bitecek bir şey bırakmadı. Bu saatten sonra ne birlikte uyurum, ne muhabbet ederim nede gezerim. Dükkana ilk geldiğimiz gün gitmiştim çocukla. Bir daha dükkana da adımımı atmadım.

Gelir gelmez ev arayacaktım onu da bıraktım. Büyük ev tutarsak bu adamla mutlu evcilik oyununa devam etmek zorundayım. Bu evde kalırsak tek göz oda, 2 yatak yanyana uyumak zorundayım. Evden ayrılsam cüzdanımda sadece 2 bin yen var. Allahım kafayı yiyorum ne yapacağımı bilmiyorum? Yanaşmaya başlıyor, özür diliyor, sinirden dedim o sözleri diye yalakalıklar, şakalar yapmaya başlıyordu. Ben yerimi değiştiriyordum.

Ailecek görüştüğümüz ahbaplarımız var. Onlar da Türk restoranı işletiyorlar. Sabah kalkıp onların yanına gittim. Karısı samimi bir arkadaşım. Evde olanları birbir anlattım ona. Sustu bir an, eşiyle göz göze geldi. Sonra da bana dönüp güldü “ Kız daha geleli iki gün oldu ne oldu daha dur, bir hasret giderin” diye şakalaştı. Ya sen ne diyorsun! adam yüzüme karşı sevgilisi olduğunu söylüyor?. Sen olsan ne yapardın? diye sordum. Valla hemen boşardım. Ben asla bunu kabul edemem dedi.

Boşver bir şey yok diyip geçiştirdi sonra. Ben sordum ona gerçekten böyle bir şey var mı?. Çünkü geçen benden sipariş isterken resimler gönderiyordu bir kadın resmi de attı. Acaba o kadın mı? diye sordum da yalan yoktur dedi. Ama içimde hep bir şüphe oluştu. Bunlar kesin bir şey biliyorlar ama benden saklıyorlardı.

Japonya’ya döneli 15 gün kadar oldu. Biz git gide daha da kötüye gittik. Artık o eve gelmeden ben uyuyor, o gittikten sonra uyanıyordum. Yeterki yüzyüze gelmeyelim diye. Yüzyüze görüşmesekte telefonla hakaretler, tehditler, aşağılamaların haddi hesabı yok. Ya eskisi gibi dışarıya karşı karı koca olacaz, yada evden defol git diye mesajlar gönderiyordu. Facebook hesabımdaki arkadaş listeme girip kendi tanıyıp güvendiklerini es geçip, tanımadıkların resimlerini bana gönderip “bu senin sevgilin mi? bunla mı yatıp kalkıyordun? bu adam yüzünden mi benden ayrı yatmak istiyorsun?” diye saldırmaya başladı. Ya bu benim aynı mahallede büyüdüğümüz adam, yok bu benim ilk okul arkadaşım, bu benim ingilizce kursumdaki sınıf arkadaşı diye yine hesap üstüne hesap vermelere devam ediyordum.

Hatta bir komşumuzun oğluna yazmış. Sen kimsin? Sen ayselin sevgilisisin. Sizi asacam kesecem. Onun da eşi cevap yazmış aysel ablanın eşi misiniz? bu inanmıyor, kamera aç görücem sen karısı mısın cidden? Kadın delirmiş abi sen kafayı mı yedin? Eşim yanımda uyuyor, sabahın körü burası rahatsız ediyorsun insanı dese de hakaretler ediyormuş.

Kimin profilinde parmak, yüzük görse aha bu ayselin parmağı bu ayselin sevgilisi diye insanlara ekran resmi çekip atmadık akrabam bırakmadı. Aysel beni aldatıyor diye 3 köye yaydı. Bu arada dikkat çekeyim kendisinin de sevgilisi var. Bir laf vardır Kişi kendinden bilir işi..

Bir insana 40 gün boyunca hastasın de beyin kendini hasta moduna sokar. Psikolojik olarak hasta hisseder. Bu adam da bana 20 yıl boyunca sevgilin var, kendine nam ne büyük şey buldun mu? Kimle nam ne yaptın mı diye sora sora beynime bunu sokmaya çalışıyor. Ya inattan ya da sinirden cidden bir sevgili bulayım demelere başladım. Sonra kafayı mı yiyorsun, kendini rezil etme sus diyordum. Ama yeminler olsun bu adam bunu hak ediyordu. Gerçekten onu defalarca aldatmam için beni zorluyordu.


5 Ekim 2022 Çarşamba

Japonya’ya geri döndük

Japonya’dan Türkiye’ye kesin dönüş yaptığımız için hiç pişman olmadım. Tam tersi daha da yaradı bana. Uzun yıllar ailemden uzak kalmışım, yeni nesil beni tanımıyordu. Akrabalarla yeniden tanışıp kaynaştık.

İlk okul mezunu olarak taşındığım Türkiye’ye geri dönüp tekrar okula başladım. Ortaokulumu, lisemi okuyup en azından lise mezunuyum diyebiliyorum.

Ehliyetimi alıp en heveslendiğim şeyi, yani şoförlüğü yaptım. Zaten iki dilim vardı, ingilizce eğitimi alarak üçüncü bir dilim daha oldu. En önemlisi de memleket hasretliğimi dindirdim..

Babası her aradığında sıla babasına orayı ne kadar özlediğinden bahseder oldu. Türk okullarındaki arkadaşlarıyla iletişim zorluklarından bahsediyordu... En çok zorlandığı şey de türkçe eğitimiydi. Çünkü sıla Türk tarihini, Türkiye coğrafyasını, Türkiye’de öğretilen derslerin çoğunu Japonya’da hiç almamıştı. Boş boş öğretmene bakıyorum diyordu.

Bir süre daha böyle devam etti. Sonunda babasını ikna etti. Eşim bana tamam sılayı al dönüp gelin, hamza orada kalsın, okuluna devam etsin dedi. Bir tarafım çok sevinirken diger tarafım da çok üzülüyordu. 2. kez vatanımdan ve evimden ayrılıp yurt dışına taşınmak zorunda kalmıştım.

Hamza kendini kurtardı çok şükür. Bir üniversite’ye gidiyor. İstanbulu, daha önemlisi de Türkçe’yi öğrenmeye başladı. Dayalı döşeli dört dörtlük bir ev de kurduk ona. Bir alt kattaki daire de bize ait, ordan gelen kirayı da Hamza’ya bağladım. Bundan sonra kirayı Hamza’ya vereceksiniz dedim.

Sılayla valizlerimizi hazırlamaya başladık. Eşim de her gün arıyor oldu. Gelirken dükkana şunu getir, şu çaydan al, şu orolet çeşitlerinden al, şu nargile tütününden al, Türk bardaklarının resimlerini atıp bu çeşit çay bardağı getir vs derken o fotograflar arasında bir fotoğraf vardi ki bir anlam verememiştim. Tanımadığım, yüzünü ilk kez gördüğüm yabancı, açık saçlı bir kadın! yeni aldığı dükkanda (arabamla takas yapılan dükkan) yemek yerken eşime poz vererek çekilmiş bir fotoğraf attı bana. Herhalde dükkana gelen bir müşteri diye önemsemedim. Doğrusu eşime de hesap sormadım. Hani derler ya eşim asla yapmaz, o öyle biri değildir! cidden de eşim asla yapmaz tiplerdendir. Öyle çapkınlık yapacak tip de yok doğrusu.. Boyu kısa ama 110 kilo. kel ve kırışık dolu bir adama kim bakacak?

Japonya’ya dönmemize yakın harçlık göndermişti bize (arabayı aldı ya gönderecek tabiki) o sebeple para vardı elimde. 4 valiz hazırladık. 2 valiz bizim yazlık ve kışlıklar, 2 valizde tamamen onun istediği malzemeler. 

Hazırlıklar tamam, gün belirlenmiş, biletler alınmıştı. Yine eşim aradı beni. “Senle bir şey konuşacağım ama sakince dinle beni, hemen köpürüp parlama. Başkalarından duyacağına benden duymanı istedim” dedi. Merak ettim noluyor, hayırdır? Ya sakince dinle beni işte dedi. İyi tamam anlat sakinim ne oldu dedim. “Bizim dükkana sürekli gelen bir bayan var. Devamlı yemeğe geliyor. Bizim Osaka’daki Türkler dedikodu çıkartmış. Mahmut ustanın sevgilisi diye. Valla billah öyle bir şey yok. başkalarından duyarsan haberin olsun, böyle dedikodular dolaşıyor ortalıkta” diye anlattı… Ben de sakincene bir dinledim. Sen yok diyorsan yoktur dedim. Tamam sorun yok anladım dedim sadece.

Zaten beni kendisinden çok soğutmuştu. Doğrusu umrumda da değildi hiçbir şey. Aylarca benim onu aldattığımı, sürekli birileriyle özel şeyler yaptığımı ima ettikçe defretim git gide çoğalmıştı. Üzerine de 2 yıl boyunca izin almadan aylarca çalışıp, yemeyip içmeyip biriktirdiğim parayla aldığım duster marka arabamı karşılığında bir kuruş bile almadan devrettim ya orda benim için öldü bu adam! Ama ne yapacaksın 2 çocuğun hatrına bu evlilik devam ettirilecek..

Ama yukarda allah var gitmeden önce karar verdim. Gidince ayrı yatmayı teklif edicem. Bana dokunmasına bile dayanamıyordum artık. Yüzüne bile bakarken içimden nefret kusuyordum. Benim namusuma defalarca dil uzatan adam eşim de olsa içim affetmiyordu. Çocukların düzeni bozulmasın. Aile dağılmasın. Çocukların derslerine ve psikolojiklerine yansımasın diye onların yanında normal sohbet ediyordum.

Bütün akrabalarımla vedalaştım. Tekrar Japonya’ya taşındım, gittim. Bu sefer eşim Türk bir arkadaşla bizi havalananına karşılamaya geldiler. Bir yıl önceki geldiğimizde tek gitmiştik eve.

Havaalanında selam sabah vesaire. Yol boyunca muhabbet ettik. Şoförlüğüm olduğu için arkadaşa benim için “Türk ehliyetini Japon ehliyetine çevirtip aysele araba alıcam” dedi eşim. Bende olur uğraşır alırım buranın ehliyetini de dedim.

Eve geldik. Ama geçen sene geldiğimiz evle aynı ev…40 metre kare tek göz bir oda. Hemen kendisi konuyu açtı. Bir kendinizi toparlayın da emlakçıya gidip geniş bir ev bak dedi bana. Aynen olmaz böyle dedim bende. 3 kişi aynı odada hem oturuyoruz hem de uyuyoruz. Hatta mutfakta içinde. Japonya’da bu tip evlere 1K derler. 2 oda 1 salonluk yer bakarım dedim.

Bizi havalimanından almaya gelen arkadaşın evde 5 tane kızı var. Birisi de sılanın kankası. Sılayı kendi evlerine götürmek istedi. Ben yok mok desem de dinletemedim. En son isteyeceğim şey evde adamla başbaşa yalnız kalmaktı.Namusumdan şüphe eden adam yıllar içinde kendisinden tiksindirmişti beni. Dışarıya karşı karıkocalık yapıyorduk sadece.

Ona göre aramızda hiç sorun yok, hiç bir suçu yok, bana el bebek gül bebek bakıyormuş. Her fırsatta ağzından “sana ben baktım, karnını doyurdum, Hastasın seni ben iyileştirdim der. Ve her kızgınlığında “emeklerim haram olsun” diye bitirir cümlesini..

Benim ona gül gibi 2 evlat vermem, o ev sahibi olsun diye ihtiyaclarımdan kısmam, onunla birlikte Japonya’da sırt sırta verip hem elin işlerinde bazen hiç izin almadan bazen de haftanın 6 günü çalışmam. Hem de evde 2 çocuğun bakımını ve kendi bakımını karşılamamı hiçbir zaman görmedi, hala da görmeyen bir nankör insanla evliyim..

Eve girdik. Valizleri biraz yerleştirip oturduk. Hemen yanaşmaya başladı. İstemediğimi hatta bundan sonra sılayla uyumak istediğimden bahsettim. Yani kısacası yatakları ayırmak istediğimden hemen o gece bahsettim.

Önce bir afalladı, şaşırdı ne alaka! niye ayrı yatıyormuşuz dedi. Sen beni her suçladığında içim sana soğudu, namusumdan şüphe ediyorsan dokunamazsın bana dedim. O günden itibaren kavgalarımız daha da arttı. Ertesi sabah yine tartışmaya başladık. Ben kesinlikle yatakları ayıracağım dedim. Bir süre kavga ettikten sonra kavganın ortasında bana öyle bir şey söylediki bir süre ağzımdan bir şey çıkmadı, yüzüne bakakaldım.

1 Ekim 2022 Cumartesi

Tek sahip olduğum şeyden vazgeçmek zorunda kaldım

Türkiye’ye döndük. Bir ay sonra da hamza geldi. Her ikimizde orada çalışıp kendimize son çıkan İphone 7 plus telefonların gümrük vergilerini ödeyip pasaportlarımıza kayıt ettirdik.

Sanırım 3 ay falan geçti. Bu arada eşimle 2-3 günde bir görüşüyorduk. Bir gün beni aradı ve dediki “Bir arkadaşın küçük bir dükkanı varmış, bana illa diyorki gel sana satayım. Benim de niyetim var, almaya çalışacam” neyle alacaksın? beş kuruşun yok kenarda diye sordum. Ve ben sana 4 milyon yen ile son iflas ettiğinde (3. kere) bana bir daha iş açıcam, dükkan işletecem dersen kuran çarpsın ki seni boşarım dedim mi demedim mi? diye sordum!

Evlendiğim haftadan itibaren iflas ettiği dükkanların borçlarını ödemekten bıkıp usanmıştım artık. Daha 1 haftalık evliyken kolumdaki bilezikleri çekip alıp bekarken açıp iflas ettiği kahvehanenin borcunu ödedi. O günden beri bir gün borçsuz günümüz olmadı. Son borcu olan 4 milyon yeni el birligiyle ödeyip kapattık onun üzerine yemin ettim ki bir daha dükkan de bana, boşarım seni dedim.

Gel görki yine dükkan diyor başka bir şey demiyor. Para yok neyle açacaksın dediğimde aldığım cevap karşısında dondum kaldım.. Asla aslaaa olmaz dediysem de beni parasız bırakmakla tehdit etti.. Dükkan karşılığında elimdeki arabayla takas edeceklermiş… İstanbul’da 2 çocukla tek başıma yaşıyorum. Erkeksiz bir evi idare ediyorum. Kimseye minnetim olmadan hastaneme, aileme gidiyorum yok vermem dedim. Tam 1 ay boyunca beni rahatsız etti. Psikolojik baskı ile lanet olsun al tamam dedirtti. Ya arabayı verirsin yada bundan sonra sana borç ödeyeceğim için bir kuruş bile göndermem diye sürekli tehdit etmeye devam etti. Ya gidip konfeksiyonda çalışıp bu adama minnet etmeyecem yada kuzu gibi notere gidip beş kuruş almadan anahtarı teslim edicem..

İstemeye istemeye 2.sini yapmaya karar verdim. Çünkü ya markette kasıyer olacaktım yada konfeksiyonda ayakcı. Küçümsemiyorum ama böbrek hastası biri olarak zorlanacaktım. 2 çocuğu da düşünmek zorundaydım.

Annem ve kız kardeşimle günler öncesinden sözleşip İstanbul forum avm gidecektik. O günün sabahı 6 da aradı beni. “Kalk çabuk hemen hazırlan atışalanındaki 10. notere git, adamlar yola çıkacaklar birazdan bekletme adamları” dedi.Ya bugün annemle, kardeşimle bir yere gidecektik yarın vereyim dediysem de “yoooo hemen kalk çabuk” diye azarladı. Kadınlara söz vermiştim bugün için sizi götüreceğim diye mecbur kalkıp önce annemi sonra da kız kardeşimi aldım. Yolda da ” Bugün arabayı satıyorum, adamlar yolda şimdi önce notere gidelim” dedim. Bizimkiler şok oldu. Niye noldu durup dururken? diye merak ettiler. Orda bir dükkan bulmuş mahmut onu alıcaz dedim. Ama yemin ederim içim kan ağlıyor. Kendim yanlarında ağlamamak için dişimi sıktım sıktım sıktım. Diyemedim ki anne adam beni tehdit ediyor, arabayı elimden alıyor…….

Kışın soğuğunda bir zamanlardı. Adamlarla noterde buluştuk. İmzalar atıldı, para alışverişi yapıldı mı diye soruldu. Annem gözlerimin içine bakıyor ama ağzımdan tek cümle çıkaramadım. Noter hanıma sadece kafamı salladım. Noter hanım onaylandı diyince adamlar elini uzattı. Anahtarı istedi, verdim..

Sokağa çıktıktan sonra “ ya abi biz bugün istanbul foruma gidecektik, bizi oraya kadar bırakabilir misiniz?” diye sordum. O kadar utandım, üzüldüm, ezildim ki duygularımın tarifi yok. 5 dakika önce getirdiğim arabamın arka koltuğuna oturup giderken içime içime ağladım. Sırf çocuklar harçlıksız, parasız, dolabımız boş kalmasın diye.. Üzerime bir tek araba vardı o da bir kuruş bile almadan devretmiştim.

Sağolsunlar bizi istanbul foruma bırakıp gittiler. Ben de annemle kardeşime çaktırmadan arkasından bakakaldım. Akşam üstü de yukarı otobana çıkıp, otobandan geçen minibüse binip eve döndüm..

Japonya’dan dönerken yanımda yenle gelmiştim. Bir kaç ay o parayla idare ettim. Zaten öyle her ay göndermiyordu. 3-4 ayda bir 3-5 bin tl gönderiyordu. Öyle masraflı, kaprisli bir kadın değilimdir. 1,5 yıl da bana sadece 2 kere para göndermişliği vardır.

Benim korkum, bu dükkanı borçla alır. Yıllarca o borcun altından yine kalkamaz. Borcum var diye bize bir kaç kuruş gönderir. Yine iflas eder, yine başa sararız diye korkup sustum. Çünkü adamların iflasları meşhur.

Arabasız ne yaptım? Düğün uzakta mı? Abi bizi de gel al. Mevlüte mi gidildi? kardeşim bizi de eve bırak. Kardeşime mi gittim? Enişte bizi götürürmüsün demek zorunda bırakıldım.. Kocasız bir başına istanbulda yabancı birinin arabasına binemezsin.

Youtube Kanalima Abone Olun

Sosyal Medya Kanallarimdan da Beni Takip eddebilirsiniz